AVRUPA İSLÂM’A KATILMAYA MUHTAÇTIR
Risale-i Nur eserlerinde, İslâm dünyasının her ci*hetle ilerlemesi, Avrupa’ya değil dine bağlılıkları dere*cesinde olduğu ifade edilir. Mektubat adlı eserde şu ifade var:
«Hem ne vakit ehl-i İslâm dine ciddî sahip ol*muş*larsa, o zamana nisbeten yüksek terakki et*mişler. Buna şahit, Avrupa’nın en büyük üstadı Endülüs devlet-i İslâmiyesidir.[1]
Hem ne vakit ce*maat-i İs*lâmiye dine karşı lâkayt vazi*yeti almışlar; perişan vaziyete düşerek tedennî etmişler.» (Mektubat sh: 324)
Halbuki biz Müslümanların, dinimize bağlılık neticesi olarak Avrupa milletlerinin bizlere katılacakları ifade edilir.
Evet, «Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imani*yenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek,[2] sair din*lerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete gire*cekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler.[3]» (Hutbe-i Şamiye sh: 24)
Başka din mensuplarının İslâmiyete çoklukla katı*lacaklarını bildiren Bediüzzaman Hazretleri, bunun da şartları olduğunu bildirir.
«Hem zaman-ı saadetten şimdiye kadar hiçbir tarih bize bildirmiyor ki, bir Müslüman muha*keme-i akliyesiyle başka bir dini, İslâmiyete tercih etmiş olsun ve delil ile başka bir dine dahil olmuş olsun. Dinden çıkanlar var, o başka mesele… Taklit ise, ehemmiyetsizdir. Halbuki edyân-ı saire müntesipleri[4] mutlaka fevc fevc,[5] muhakeme-i ak*liye ile ve burhan-ı kat’î ile daire-i İslâmiyete dahil olmuşlar ve olmaktadırlar. Eğer biz doğru İslâmi*yeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dahil ola*caklardır.» (Münazarat sh: 45)
Felsefeye bağlı olan Avrupa’nın İslâmiyete katıl*ması gereğini açıklayan çok önemli bir ifede de şöyle*dir:
«Âlem-i insaniyette,[6] zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar iki cereyan-ı azîm, iki silsile-i efkâr,[7] her tarafta ve her tabaka-i insaniyede dal budak salmış iki şecere-i azîme hükmünde; biri silsile-i nübüvvet ve diyanet,[8] diğeri silsile-i felsefe ve hik*met,[9] gelmiş gidiyor. Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve itti*had etmişse, [10] yani silsile-i felsefe sil*sile-i diyanete dehalet edip[11] itaat ederek hizmet etmişse, âlem-i insaniyet parlak bir surette bir sa*adet, bir hayat-ı içtimaiye geçirmiştir. Ne vakit ayrı gitmişlerse, bütün hayır ve nur silsile-i nü*büvvet ve diyanet[12] etrafında toplanmış ve şerler ve dalâletler felsefe silsilesinin[13] etrafına cem olmuş*tur.[14]» (Sözler sh: 538)


Alıntı
