TESETTÜRDE ŞER’Î ÖLÇÜLER
ÖNSÖZ
Bindörtyüz sene evvel Arab yarımadasından doğan İslâm güneşi, zaman geçtikçe bü*tün kıt’aları ve milletleri nuruyla ay*dınlatmış ve günümüze kadar gelmiş, kıyamete ka*dar da devam edecektir.
İslâmiyet, gelişiyle beraber, insanların bütün sahalarında sa*adet ve huzurlu yaşayışla*rını esas almış ve bu hususlarda ge*rekli hükümler vaz’ etmiştir.
Müslümanlar bu hükümleri en evvel Allah’ın (C.C.) ve onun yüce Peygamberinin (A.S.M.) emri olduğu için, ibadet kasdıyla ellerinden geldiği kadar tatbik etmişler ve bu uğurda her şeyle*rini ortaya koymuşlardır.
İşte bu hükümlerden birisi de örtünmekle alâkalı hükümler*dir.
Bindörtyüz sene zarfında İslâm ekseriyetle hakimiyetini ko*rumuştur.
Bazı zamanlarda siyasi sahalarda ve hakimiyet devrelerinde inkıta’ olmuşsa da tesettür emrinin tatbikatında herhangi bir maniayla karşılaşmamıştır.
Ta ki, asrımızın başlarında Avrupadan yayılan İslâm aley*darlığı zaman içinde memle*ketimizin içinde Avrupa meftunu bazı yazar ve siyasetçileri de etkilemiş ve tesettür aley*hinde bir hava yayılmıştır.
Tesettürün yasaklandığına dair bir kanun çıkarılmamasına rağmen bazı lastikli kanunların şümulüne sokulmaya çalışılarak müthiş bir kampanya başlatılmış*tır.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, aslını Osmanlıların son devrelerinde Avrupadan gelen ve içimizde ma’kes bulan fikirlere cevap mahiyetinde Tesettür Risalesi yazmış ve bilahare 1934 yılında bu risalesini genişleterek neşretmiştir. Bunun üzerine 1935 yılında Eskişehir Mahkemesinde suçlandığı maddelerden birini de bu Risalenin neşri teşkil etmiştir.
Günümüzde ise, tesettür aleydarlığı had safhaya vardırılmaya çalışılmaktadır. Bir taraf*tan devlet kuvvetleriyle mani olmaya çabalanırken bir taraftanda da kandırılan bazı din adam*ları vası*tasıyla müslümanların zihinlerine şüphe tohumları atmaya çalı*şılmaktadır.
İttihad Yayınevi olarak, bu hususta nazil olan ayetleri ve hadis-i şerifleri ve bu ayet ve ha*disleri tefsir eden ve bütün üm*met tarafından itimad edilen muteber kitabların ve âlimlerin gö*rüşlerini aldık. Ta ki, bu hususlarda inancı gereği tesettüre riayet eden kardeşlerimizin te*reddüdü olmasın ve mücadelelerinden taviz vermesinler.
Gayret bizden tevfik Allah’dan (C.C.)
GİRİŞ
Tesettür, yani örtünme ve elbise gi*yinmek; setr-i av*ret,([1]) so*ğuk ve sıcaktan ko*runma ve tezeyyün([2]) gibi hik*metlere münha*sır değildir. Düşünülecek olursa, bazı hay*vanlara, bil*hassa kuşlara, gayet güzel tüy*lerle giy*di*rilen fıtrî elbise*lerden daha güzel fıtrî elbi*seyi Allah in*sanlara giydirebile*ceği halde, insanın dünyada sun’î([3]) el*biseye muh*taç bırakıl*masının elbette hikmetleri var*dır.
Evet «Cenab-ı Hak, insandan başka ziruh mahlu*ka*tına fıtrî birer libas giydir*diği gibi; meydan-ı haşirde sun’î libas*lar*dan üryan([4]) olarak fakat fıtrî bir libas giy*dirmesi, ism-i Hakîm muktezasıdır. Dün*yada sun’i liba*sın hikmeti, yal*nız so*ğuk ve sıcaktan muhafaza ve zinet ve setr-i avrete münhasır değildir. Belki mühim bir hik*meti, insanın sair nevi*lerdeki tasar*ruf ve münasebe*tine ve ku*mandanlı*ğına işaret eden bir fihriste ve bir liste hük*mün*dedir. Yoksa kolay ve ucuz, fıtrî bir li*bas giydi*re*bilirdi. Çünki bu hikmet ol*mazsa; muhtelif pa*çav*raları vü*cuduna sa*rıp gi*yen insan, şuurlu hayvana*tın naza*rında ve onlara nisbe*ten bir mas*kara olur, ma*nen onları güldürür. Meydan-ı ha*şirde, o hikmet ve münase*bet yok. O liste de ol*maması lâzım gelir.» (Mektubat sh: 384)
Mezkûr hikmet, yalnız elbiseye inhi*sar etmeyip insa*nın ca*mi’ fıtratıyla her şeye muhtaç yaratıldığına ve her şey insa*nın ihti*yacatına hizmet etmekle insanın Hi*la*fet-i Arziyeye sa*hib kılındığına ve böylece insanın en mükem*mel mahluk ola*rak ah*sen-i takvime çıkarıldı*ğına da işaret eder.
(S.B.M.) 2048. hadisi, insanların ha*şirde sun’i elbi*se*siz ola*rak diriltileceğini bildi*rir.


Alıntı
