SİYASİ MADDİ MÜCADELE YASAĞI
«Bu defaki küçük müdafaatımda demiştim:
“Risale-i Nur’daki şefkat, hakikat, hak, bizi Siya*setten men etmiş. Çünkü mâsumlar belâya düşer*ler; onlara zul*metmiş oluruz.” Bazı zâtlar bunun izahını istediler. Ben de dedim:
Şimdiki fırtınalı asırda gaddar medeniyetten neş’et eden hodgâmlık[240] ve asabiyet-i unsuriye[241] ve umumî harpten gelen istibdadat-ı Askeriye[242] ve da*lâletten çıkan merhametsizlik[243] cihetinde öyle bir eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdadat[244] meydan almış ki, ehl-i hak, hakkını kuvvet-i maddiye ile müda*faa etse, ya eşedd-i zulüm ile, ta*rafgirlik bahane*siyle çok bîça*releri yaka*cak; o hâlette o da ezlem[245] olacak ve mağlûp kalacak.
Çünkü, mezkûr hissi*yatla hareket ve taarruz eden insanlar, bir iki adamın hatasıyla yirmi otuz adamı, âdi bahane*lerle vurur, perişan eder. Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukabil yalnız biri ka*zanır, mağlûp vaziyetinde kalır. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimâ*ne*siyle, o ehl-i hak dahi bir ikinin hatasıyla yirmi otuz biçareleri ezseler, o vakit, hak namına deh*şetli bir haksızlık ederler.
İşte, Kur’ân’ın emriyle, gayet şiddetle ve nef*retle Siya*setten ve ida*reye karışmaktan kaçındı*ğımızın hakikî hikmeti ve sebebi budur. Yoksa bizde öyle bir hak kuvveti var ki, hakkımızı tam ve mükemmel müdafaa edebilirdik.
Hem madem herşey geçici ve fânidir ve ölüm ölmüyor ve kabir ka*pısı kapanmıyor. Ve zahmet ise rahmete kalb olu*yor. Elbette biz sabır ve şü*kürle tevekkül edip sükût[246] ederiz. Zarar ile, icbar ile sükûtumuzu boz*dur*mak ise, insafa, adalete, gayret-i vataniyeye ve hamiyet-i milliyeye bütün bü*tün zıttır, muhaliftir.
Hülâsa-i kelâm: Ehl-i hükûmetin ve ehl-i siyase*tin ve ehl-i idarenin ve inzibatın ve adliye ve zabı*tanın bizimle uğ*raşacak hiçbir işleri yoktur. Olsa olsa, dünyada hiçbir hükû*metin müdafaa ede*mediği ve aklı başında hiçbir insanın hoş*lanma*dığı küfr-ü mutlak ve dehşetli bir tâun-u beşerî ve maddiyunluktan gelen zındıkanın taassubuyla, bir kısım gizli zındık*lar şeytanetiyle bazı resmî me*murları aldatarak evham*landırıp, aleyhi*mize sevk etmek var. Biz de deriz:
Değil böyle bir kaç vehhamı, belki Dünyayı aley*himize sevk etseler, Kur’ân’ın kuvvetiyle, Allah’ın inâyetiyle kaç*mayız. O irti*datkâr küfr‑ü mutlaka ve o zındıkaya[247] teslim-i silâh[248] etmeyiz!
Said Nursî» (Şualar sh: 292)


Alıntı


