Kendi sözlerime konuya pede olmak istemiyorum. Vahdet ve celal isterki esbab perde dar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Vahdet ve celal isterki esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikiden. İnsan kendindan başka bişeye perde olmaz. Hem kendinden başka kimseye perde yapamaz. Muvakkat tenteneli perdeler var görünsede. Hakikat rüzgarları o hicapları kaldırır ayan olur manalar mahiyetler. Neyse direk sözü Üstad'a bırakıyorum.
Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz.Çünkü dünya durmuyor dönüyor.Kabir kapısı da asla kapanmıyor.
ONYEDİNCİSÖZ'ÜN İKİNCİ MAKAMI
Bırak bîçare feryadı, beladan gel tevekkül kıl!
Zira feryad, belâ-ender, hatâ-ender beladır bil!
Belâ vereni buldunsa, atâ-ender, safâ-ender belâdır bil!
Bırak feryadı, şükür kıl mânend-i belâbil, dema keyfinden güler hep gül mül.
Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ-ender, fena-ender hebadır bil!
Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan, gel tevekkül kıl!
Tevekkül ile bela yüzünde gül, tâ o da gülsün.
O güldükçe küçülür, eder tebeddül.
Bil ey hodgâm! Bu dünyada saadet, terk-i dünyada.
Hudabîn isen, o kâfidir, bıraksan da bütün eşya lehinde.
Ger hodbîn isen, helâkettir, ne yaparsan bütün eşya aleyhinde.
Demek terki gerektir her iki halde bu dünyada.
Terki demek: Huda mülkü, Onun izni, Onun namıyla bakmakta...
Ticaret istiyorsan ger, şu fâni ömrünü bâkiye tebdilde.
Eğer nefsine talib isen, çürüktür hem temelsiz de.
Eğer âfâkı ister isen, fena damgası üstünde.
Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda.Öyle ise geç, iyi mallar dizilmiş arkasında...