Ýnsan psikolojisini anlamada olmazsa olmaz derecesinde elzem kavramlardan ikisinin adem-yokluk ile vücut-varlýk olduðuna inanýyorum.

Yokluk ve varlýk deyince ilk elde hemen akla gelen diðer bir kavram da vicdan. Vicdan, þuur sahibi olan insanýn fýtratýdýr. Zamanýn Bedii, vicdanýn "alem-i gayb ve þehadetin (görünen ve görünmeyen alemin) nokta-i iltisaký (bitiþme noktasý) ve berzahý ve iki alemden birbirine gelen seyyaratýn (hareket halinde olanlarýn) mültekasý (kavuþma, birleþme, buluþma yeri) olduðunu ifade eder. Þehadet denilen bu görünür alemde yaþayan biz insanlarýn gözle görünmeyen gayb alemiyle vicdanlarýmýzýn bu yakýn temasý, psikolojik dünyamýzýn bir nevi yol haritasýný belirler.

Vicdanýmýz hem görünür alemdeki varoluþu hem de temas halinde olduðu ebedi, sonsuz alemdeki varoluþu bilir, tanýr, hisseder. Bundandýr ki, varlýða, varoluþa tutkuyla baðlýdýr. Vicdan yokluk ve hiçlik durumlarýna maruz kaldýðýnda elem ve teessür hisseder. Vicdaný ve ruhu memnun eden, huzur hissettiren varlýk; elem içinde býrakan da yokluktur.

Caný en çok sýkýlan insanlar atalet halinde olanlardýr. Zamanýn Bedii de, "En bedbaht en muztarip en sýkýntýlý, iþsiz adamdýr," diyerek dikkatimizi bu noktaya çeker.

Yaz aylarý þehirliler için en sýkýcý mevsimdir. Havalarýn ýsýnmasýnýn ruhta uyandýrdýðý rehaveti göz önünde tutsak bile, asýl sebebin yaz mevsiminin atýl bir dönem olarak yaþanmasý olduðunu görürüz. Bilhassa anneler, yaz gelip de okullar kapanýnca, çocuklarýnýn yaþadýðý sýkýntýdan kaynaklý gerginliði ve bu gerginliðin neden olduðu kardeþler arasý geçimsizlikleri çok iyi bilirler ve bundan hiç hoþnut deðillerdir.

Halbuki, yaz mevsimi yoðun çalýþma zamaný olan köylüler için hiç de sýkýcý geçmez. Köylüler sýkýntýdan patlamaz yazýn. Onlar için ektiklerini biçme zamanýdýr. üstelik yazýn kavurucu güneþin altýnda, tarlada tapanda geçirirler. Zor þartlardaki bu yoðun çalýþma ruhlarýna lezzet damlatýr.

Peki, tembellik, hareketsizlik, boþ durma olan atalet, neden vicdanda sýkýntý hissi uyandýrýr? Bu sorunun cevabý, adem yani yokluk kavramýnda düðümlenmekte. "Zira ki atalet, vücud içinde adem, hayat içinde mevttir." Yani atalet varlýðýn içinde yokluk, hayatýn içinde ölümdür. "Sa'y (çalýþma, gayret) ise vücudun hayatý, hem hayatýn yakazasýdýr (uyanýklýk halidir) elbet."

Atalet, hareketsizlik, tembellik, duraðanlýk neden ademdir? Bunu þöyle bir analoji üzerinden anlamak mümkün. Son model bir araba düþünelim. Hem motoru güçlü hem de en geliþmiþ donanýmlara sahip bizi uzun yerlere sað salim taþýyacak bir araba olsun bu. Gelgelelim, bu arabanýn kullanýlmadýðýný, yol kenarýndaki aðacýn gölgesinde park halinde durduðunu, kir pas tuttuðunu farz edelim. Evet, böyle bir araba vardýr ama arabanýn bu haliyle varlýðý bir nevi "vücud içinde adem, hayat içinde mevttir." Araba varlýk aleminde var ama iþlevini yerine getirmediði için, varlýk biçimi ademe, yokluða yakýn bir noktadadýr.

Ýþte, atalet, tembellik, hareketsizlik, bir þey üretmeden yaþama vicdan tarafýndan bir adem, yokluk olarak hissedilir ve kanaatimce can sýkýntýsý da bu yokluk hissinin bir ürünüdür. Vicdanýmýz can sýkýntýsýný bir uyarý olarak algýlayýp, çalýþma, gayret, sa'y üzerine yaþamamýzý talep etmektedir. Modern medeniyet ise sefahatle, gününü gün etme, zevk ve eðlence düþkünlüðüyle vicdanda üretilen bu can sýkýntýsýný sadece geçici olarak oyalamaya çalýþmaktadýr. Bu gerçeði Namýk Kemal "Atalet içinde sefahat mezaristanda kurulmuþ bir meclis-i iþret (içki meclisi) gibidir." þeklinde ifade eder.

Bir kenarda atýl vaziyette bir nevi yokluða mahkum edilen arabanýn önce yýkanýp temiz pak haline getirildiðini, sonra da marþa basýp çalýþtýrýlarak hareket ettirildiðini farz edelim. Araba atýl hale göre bir üst varlýk kategorisine çýkmýþ, yokluðun yeðeni olan ataletten kurtulmuþ, bunun nedeni olan can sýkýntýsý nispeten geçmiþtir. Can sýkýntýsýnýn birinci kaynaðý olan ataletten kurtulmuþtur ama hala can sýkýntýsýnýn ikinci kaynaðýndan muzdarip olabilir.
Mustafa Ulusoy