Co Admin

7-Hafız Ali: “Benim bu büyük bezmi başlatanlar arasında en çok hayranlık duyduğum insanlardan. Ve bana göre tam sahabi deliliği ölçüsünde bir cinneti paylaşan büyük bir kahraman.”
“Hafız Ali’yi ben görmedim. Ama en çok sevdiklerimden birisidir. Üstad Bediüzzaman’ın Hz. Ebubekir’i. Zehirlenmiş Denizli hapishanesinde. Denizli kahramanı.”
“Çok hayranlık duyduğum, hatta bana göre başta gibi Hafız Ali, çok zannediyorum böyle Üstadın Ebubekir’i gibi bir insan.”
“Ben gözümde çok büyüttüğüm, görmedim fakat aşk derecesinde sevdiğim Hafız Ali.”
“Üstadın zannediyorum Fetası Hafız Ali Abi. Ama havarisi Zübeyr Gündüzalp. Bunlar farklı şeyler.”
8- Hafız Tevfik: Bir de Hz. Üstad’ın o engin düşüncesine bakın: Hafız Tevfik, herkesin Üstad’dan kaçtığı dönemde ona talebe olup Risaleleri eliyle istinsah eden şanlı ve devâsâ bir insandır. Nur’un ilk kahramanlarından olan bu zat, ihtimamla fötr giyen birisidir. Aynı zamanda sigara tiryakisidir. Üstad ona, üç-beş sayfa risale yazdıktan sonra dermiş ki, “Tevfik’im, sen kalk biraz dışarıda dolaş.”(Fasıldan Fasıla-3)
9-Hasan Feyzi Yüreğil: “Bir muallim, mükemmel bir edebiyatçı, çok güzel şiir yazıyor ve tasavvufta da irşat mertebesine gelmiş. Bütün bunları bir yana itip, geliyor ve bir ruh mimarına teslim oluyor.”(Amerika’da Bir Ay-İsmail Ünal)
10-Hulusi Yahyagil: “İnsanın gönlü arzu ediyor ki, bu misallerle Üstadımız bize ne demek istiyor hemen anlayalım. Hem muhtevasını anlayalım, hem de icabında Kırkıncı Hoca gibi, Tahiri Mutlu gibi, Hulusi Efendi gibi hiç zihnimizde ruhumuzda düşüncemizde Nurlar eskimese, hep böyle terü-taze canlı gerçekler.”
“İşte o manada bir kere daha böyle nurların yorumu öyle sunuluşu çok önemli geliyor bana da fakat o da yine öyle, o Hulusi ağabey çok rahat konuşurdu, oturur çok yayardı böyle, belki bir yönüyle sulandırma denirdi. Fakat öyle işin içinden çok rahat çıkardı ki, demek ki üstadı çok dinlemiş. Üstad risaleleri izah edermiş.”
“Eğridir’de, adeta ihlasın sembolu olan Hulusi Efendi ile karşılaştı. Çiçeği burnunda bir yüzbaşı, üniformasıyla şeyh aramak için gelmişti, onu şeyh zannetmişti. Fakat şeyhlerde aradığı şeyi, kader, kendisini müflis gösteren o zatın mütevaziyane hücresinde, semavi maidelerle ona ihsan etmek suretiyle Hulusi Efendiyi cezp etmişti.”
“Hulusi abi rahmetli, çarşıdan geçerken o Aleviler ayağa kalkardı. Bir arkadaşımız o Alevilerden birine demiş ki, bu Hulusi Efendi kimdir? O demiş ki, “Bizim Şarkın yıldızıdır. Ona bir şey dedirtmeyiz biz.”
11- Hüsrev Altınbaşak: “Hüsrev Efendi’nin malayani şeylerle meşgul olmayıp, risaleleri yazayım diye, onbeş sene kapısını ördürerek odasını hücre haline getirdiğini anlatırlar. Kaldı ki o esnada çok ciddi takip de söz konusudur. Mesela, o mübarek zat, yazdığı risaleleri rulo yapıp, banyodan dışarıya, suyu boşaltmak için kullanılan küçük bir borucuk içine bırakır, birileri de ara sıra gelip, boru içinden ruloları alır, altı saat uzaklıktaki köylere giderek risaleleri yerlerine ulaştırırlarmış. Sonra taş baskılar yapılıp, benzer talerle dağıtım yapılırmış. İşte bu ihlâs ve bu sistem sayesinde Üstad, bir avuç talebesiyle Türkiye’nin her tarafına risaleleri dağıtmıştır. (Prizma-3)
“Hüsrev Abi başlı başına bir ihlas kutbudur.”
“Hüsrev abiyi tanıma imkânı, fırsatı olmadı benim için. Fakat derin bir insandı, umman gibi. Bakışları bile Allah’a inanmış bir insan şeyi hemen hasıl ederdi, insanın üzerinde, bakış. Hatta sesinin tın tın ötüşünde onu dinleyebilirdiniz.”
“O Hüsrev abi, kanserdi, son on sene kanserli yaşadı, ben görüşemedim tabi onunla. Kendi el yazısıyla yazdığı Kuran’da, o kelimelerin hepsi teker teker yazılmış yapıştırılmış, yazılmış, yapıştırılmış öyle. Sadettin bey der ki, ben giderdim yanına, hasta haliyle, 90 yaşına dayanmış, kanserli, hala o işi yapıyor. O tevafuklu Kuran’ı bitiriyor, vefat ediyor.”
12- Mehmed Emin Birinci: “Hep takdirle yad ederim, hala hayatta olan ve bu hizmette bir Hüsrev Efendi gibi, bir Mehmed Birinci vardır, Rizeli’dir bu insan veya Trabzonlu.. evlendiği gece nasılsa içine birden bire Üstadımızı bırakmış, gitmiş izin almış, orada düğün yapmışlar.. tam zifaf olacağı gece, gelin duvağı ile yanına gelmiş.. birden bire Üstad tüllenmiş gözlerinin önünde. “Üstadım orada sahipsiz, hizmetini görüyordum, çayını kim yapar, ya arkadaşlardan ona hizmet edenler de vefat ederse Üstadım çay yapacak, kahve yapacak insan bulamazsa.. yazıklar olsun sana.” “Sen bundan sonra benim bacımsın” der, ayrılır gelir, on beş sene sonra bize derler di ki “hala o bacımız evde bekliyor, o da Üstad’ın yanında çay yapıyor.” İşte bu kadar işe dilbeste gönüller.”
13-Mehmed Feyzi Pamukçu: Bana onu görmek nasip olmadı. Ama ben hep ismen dua ettiklerimde onları sayıyordum. Fotoğrafları var bende çok seviyordum, sahabe efendilerimiz gibi seviyordum.”
alıntı
Seni çok Özledim Annem