Printable View
teşekkürler nurum
çok anlamlı Allah razı olsun... ;)
Sağol canım Rabbim cümlemizden razı olsun inş...:)
Yağmur
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Allah (c.c) razı olsun. Emeğinize sağlık.
Amin ecmain..Sağolun teşekkür ederiz...
mehasin paylaşımın için tşk ederim Allah(c.c) razı olsun...
Boşuna feryat etmemişiz Ey Nebî,
Kâbe’ne karalar bu kadar yakışmamıştı diye,
Yâ Râb; figanımız göklere daha erişmedi mi?
Kahhar ismin tecellî etsin diye…
Seni karalamakla karalanan yüzlere Ey Nebî,
Senin yardımını bekliyoruz,
Yâ Râb; gözlerimizin önünde taşlıyorlar senin Habîb’ini,
Tecellilerine müştak yüreklerimizle inşirah bekliyoruz…
Tek değiliz, senin tek olduğun zamanlar gibi,
Ama nâçarız bağlanmış kollarımız, Ey Nebî,
Senin kudretine nazar ettik Ya BARİ,
Sen Celâlinle zelil et zâlimleri, Ey Kâfî…
Zâlimi izzetinde, mazlumu zilletinde bırakma Yâ ALİYY,
Açtık, yüzü kalmamış, kararmış yüzleriyle ellerimizi…
Sen çevirmedin, yine çevirmezsin ellerimizi geri,
Yine; vermeyi isteseydin, istemeyi vermezdin demedik mi?
Habîbinin düşmanlarını yine Sana havale ediyoruz Yâ BAKÎ…
Aşkına âşıkız, ayağının tozuna müştakız…
Bir kez doğ ufkumuza, layık olamadığımız…
Sensiz bu arzda, sessiz kaldık Ey Gül;
O eşsiz sîmanla gel, gel de yüreklerimize dökül…
O bayıltan kokunu yay, yay da dindir efgânımızı,
Az da olsa n’olur, ışıldat şu’ânı da, unuttur acımızı,
Bîçâreyiz, ancak sunuyoruz çeşm-i giryânımızı,
Nasip et bizlere duamıza sebep, zülfikârını…
Eyvah aldandık, şu koca arzı sabit sandık,
Pişmanlığımızla huzurdayız, yandıkça yandık,
İki büklümüz, yaşlı gözlerle şefkatine kapandık,
Secdeden, semâya; izninle hüznümüzü, saldıkça saldık…
Ana-babamızdan, her şeyimizden çok sana geldik ey Nebî,
Biliyoruz cürmümüzü; üzülme aman, çevirme çehreni…
Nebi’ler bile derman diler Sen’den,
Bir lahzacık n’olur akıt yüreğimize, sevginden,
Mahçup bu halimizle lâkin her şeyinden,
Bu sevgisizlere bir demet uzat, Rabb-i Rahîminden..
Bir sefer daha n’olur, gönder neferlerinden,
Gönder ki susturalım gafilleri en derinden…
Âcîziz, bîçâreyiz, bitkiniz zâhirde belki,
İstediğin duayla geldik, kovma kapından bizi,
Sen’den başka hak, ma’bud yok, iltica edelim,
Sen’in yolunda, Sen’den istiyoruz! Ki Galip Gelelim…
Ey kalplerin kilidi elinde olan Mevlâ’m,
Habîb’in hürmetine, kalplerimizi sana musahhar eyle,
Bilmiyorlar lâkin onlar, Sen ıslah eyle,
Neferlerini, ‘bilen bilmezler’ üzerine musallat eyle…
Kendine ağlamaktan aciz, bizleri bırakma bize,
Gördük cürmümüzü işte geldik dize,
Es şöyle neyzenlerin nefesiyle,
Yokluğunda baygın, kaldım da kaldım…
Çirkeflerin çirkefini çıkaramadım yüze,
Elimle düzeltemedim, iman kaldı mı söze?
Gel, gel de döndür bizi, bizden uzak öze,
Özleminle dönen pervaneye uzak, kaldım da kaldım…
Derd-i mâişet kapladı benliğimi,
Unutturdu bana bu dünya, derd-i aslîmi,
Gel n’olur bir kere daha gör ümmetini,
Nazârına müştak her şeyimle, yandım da yandım…
İn yağmur yağmur, sil zulmetin pasını,
Âhenginle dindir bu dînin yasını,
Bir dönüm noktası oldur, döndür asrımı,
Asr-ı Saadetteki parlaklığını, Andım da Andım…
Andıkça :... Yandım da Yandım…
Sen ki bizim günahlarımıza ağladın,
Ümmetim dedin miraçta da, andın da andın…
Affet, beni de Ey Gül, Yandım da Yandım..
Seni savunmak için yalnız ben mi, kaldım da kaldım…
Allah (c.c) razı olsun. Emeğinize sağlık.
Mehasin Emeğine sağlık, tşk ederim Allah(c.c) razı olsun...
BİR GÜLSÜNÜZ EFENDİM
Bir gül olarak duruyorsunuz karşımızda Efendim
Suyu ve güneşi kendinden olan
Hatta güneş olansınız Efendim
Bize ulaşan gülün kokusu
Güneşin ışıklarıdır
Bir gül olarak duruyorsunuz karşımızda Efendim
Kimi zaman arınırım
Denize fırlatılan bir şapka gibi kurtulurum kendimden
Gelir bir otağ kurarsınız kalbime
Ve yerleşirsiniz Efendim
Ah elimi tutsaydın bırakır mıydım Efendim
Ah elinizi tutsaydım
Ve değseydi bakışlarınız gözlerime
İstanbul’u fetheden ben olmaz mıydım Efendim
Bu yunuş ve arınışlar
Gülün kokusunu koklamaktır Efendim
Ya gül avuçlarımda olsaydı
Gül olsaydım gül koksaydım
Çarşı pazar gül olsaydı
Yağmurlar gül yağsaydı
İnce bir akşam bereketi yüklenseydi zamana
Zaman gül olsaydı Efendim
Size gelseydim size ge le bil sey dim
Efendim
Şimdi deniz kararıyor
Birazdan ışıkları yanacak şehrin
Bir ulu geceye kapı açacağız
Biz yetim çocuklarıyız zamanın
Biz gülden uzak çocuklarıyız ümmetin
Bizi uzak kılmayın kendinize
Bizi uzak kılmayın kalbimize Efendim
tşk ederim mehasın tşk ederim arzumm emeklerinize sağlık allah c.c razı olsun
Emeğine sağlık ALLAH C.C Razı olsun
Teşekkür ederim... Rabbim sizlerden de razı olsun inşaAllah...