-
üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
AZİZ ÜSTÂZIM
Ey güzeller güzeli, ey gönüller kıblesi,
Aslı, Altın silsile, Peygamberin vârisi.
Sensin mürşid-i kâmil, sensin ilmin hâmisi,
Sensin dertlere devâ, zamanın bir dânesi...
Görmeyip bu ledünni, iyi anlamayanlar,
Bu bulunmaz pınardan içip te kanmayanlar,
Aşkiyle tutuşup da, yanıp kavrulmayanlar,
Ne büyük zarardadır, nasibi olmayanlar!
Bakmamak ne mümkün! nur akan sîmanıza,
Nasipliler kavuşur, hizmete zâtınıza.
Bilsek ki mukâbildir, bizdeki hakkınıza,
Cana minnet bilirdik, hizmeti kapınıza.
Duymakla tenvir oldu, mübârek isminizi,
Kalbimizin dileği, gönlümüzün sevgisi.
Kurtarır layık olsak, teveccühünüz bizi,
Neler kazanmazdık âh! tanıyabilsek sizi.
Doğrusu bu cihanda, başkaca ışık yoktur,
Olsa bile sönüktür, ziyâsız ve donuktur.
Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur,
Bu nâdide sofrada, tefeyyüz eden çoktur.
Bizden sâdır olanlar, sizi senâ edemez,
Boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez.
Hakîre sükut düşer, asla nağme edemez!
Sizi medh-ü senâya, diller kâfi gelemez.
Bizimki övmek değil; nâfile bir gayrettir,
Belki birkaç söz ile, şems’i tarif etmektir.
Aşığa gönül gerek, bizlerdeki yürektir,
Bu yolda makbul olan, kendini hiç bilmektir.
Senin ismin Süleyman, nâm-ı diğer Tunahan
Yolun Kur’an yoludur sensin sâhib-i zaman
Senden feyiz almayan binlerce insan pişman
Üstâzım himmet eyle, muhtâcız sana her an
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Süleyman Efendi fazlaca kitap telif etmemiştir. Kendisine neden kitap yazmıyorsun diyenlere ise şu cevabı vermiştir:
“Selefin mum ışığında yazdığı baha biçilmez hazine misali eserlerin toprağa gömülerek çürüdüğünü, bakkallara satılarak çöplüklerde çiğnendiğini, bir kısmının da kütüphane raflarında tozlanmış ve çürümeye terk edilmiş olduğunu gördüm. Medreseleri kapanmış, yazısı değiştirilmiş, din ilimleri yok olmaya yüz tutmuş olan bir zamanda, kitap yazmaktansa, yazılan ilmî eserleri anlayarak anlatacak ve ilmi satırdan sadra intikal ettirip yaşatacak talebe yani canlı kitap yetiştirmeyi daha lüzumlu buldum.”
Bununla birlikte Süleyman Efendinin kaleme aldığı eserleri şunlardır:
A) Kuran Harf Ve Harekeleri:Kuran-ı Kerimi öğrenmede yepyeni bir tertip ve usül olan bu Elif cüzüaltı sahifeden oluşmaktadır. Efendi Hazretleri bu eseriyle kubbeyihabbe yapmış, yani hazmı, yutulması zor olan şeyi küçültmüş ve hazmıyutulması kolay hâle getirmiştir. Böylece Kuran-ı Kerim-i öğrenmeyibirkaç güne hatta saate sığdıran bir iksir olmuştur.
Diğer Elifcüzleri ile uzun zaman, hatta bazıları aylarca okuduktan sonra Kuran-ıKerim-i okumayı öğrenebilirken bu elif cüzü ile birkaç günde Kuran-ıKerim-i okumak mümkündür. Bu elif cüzünün de kendine has bir okutmausulü vardır. İnanılmayacak bir şey değildir. Kendimiz öğrendiğimizgibi yaz tatillerinde, sıbyan mekteplerinde, küçücük yavrulara dahi birhaftada öğretiyoruz.
B) Risâle-i Kibrit-i Ahmereyr-u sülûk için bâzı ehemmiyetli mevzuları ihtiva eden bir risâledir.Ehillerinin ziyâdesi ile müstefid olabileceği bir eserdir.
C) Mektuplar Risâlesi: (Bazı mesâil-i mühimme):Yine bunda da tarikat erbâbının hallerinden, sohbet ve âdâbındantarikat ehlinin ictinâb etmesi gereken şeylerden bahseden, hacimli birkitaptır. İçindeki mâlumatlar hakikaten sadra şifadır. Okuyan kimseyiderin derin düşündürecek olan fâideli bir eserdir.
D) Hepsinden önemli olan CANLI ESER diye hitap ettiği talebeleridir.Eser müessirine delâlet eder. Kaidesince talebelerine bakarakSüleyman efendi nin zâhiri ve bâtınî cephesini bir nebze olsun anlamaimkanı buluruz. Bin bir sıkıntılarla yetiştirilen bu iman nesli bugünaynı saflığı, aynı kararlılığı muhafaza etmektedir. Tasavvufi inançlarıgereği; sanki efendi hazretleri aralarındaymış gibi daima onun rûhâniterbiyesindedirler. Bu anlayış onları hizmet hususunda hep dinamiktutuyor. Onun en büyük kerâmetlerinden birisi ,öyle bir devirde tekbaşına o kadar talebe yetiştirmesi ve kalıcı bir kuruluş olan KuranKurslarını tesis etmesidir. Onun yetiştirmiş olduğu talebeleri,yıllarca bu milletin mânevi susuzluklarını gidermiş ve geçmişlerindenve dinlerinden kopmalarını önlemişlerdir.
Süleyman Efendi deoturup ciltler dolusu eser yazabilirdi, bunu yapmaya kapasitesi yokdeğildi. Bilakis muâsırlarından daha yetenekliydi. Ancak o, bazısebeplerden dolayı eser yazmaktan kaçınmıştır. Kendisine niçin eseryazmadığını soranlara bir defasında şöyle cevap vermişti. Biz kitapyazıp eserlerimizin raflarda çürümesini arzu etmedik. İlmimizi yaşayannesillere aktarıyoruz ki, onlar eser yazarlar, biz eser yazacakeserleri yetiştirdik
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
PEYGAMBER EFENDİMİZDEN GELEN MÜBAREK SOY
Fâtih Sultan Mehmed Hân (k.s.), Resûl-i zîşân (s.a.v.) Efendimize büyük muhabbetinden olacak ki, yeryüzünde evlâd-ı Resûl’den kimler kalmış diye araştırmışlar. Anadolu’da şeceresine hiç şâibe karışmamış olduğunu tesbit ettiği evlâd-ı Resûl’den İdris Bey’i bulunca, kız kardeşiyle onu evlendirip Tuna havâlisinin hânı olarak nasb etmişler... Ve o havâlinin idaresini ve sair mükellifiyetelerini tedvîr için onu vazifelendirmişlerdir. Bu durum Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hazretlerinin babası Osman Bey’e kadar böylece devam edegelmiştir.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Süleyman Efendi ders okutma metodu olarak medreselerden farklı bir metod uygulamıştır. O, bugün eğitimcilerin ısrarla uygulanmasını istediği“talebeyi faal hale getiren, uygulama metodunu”kullanmıştır. Zira bu metod daha kalıcı olmakta ve daha kısa sürede daha yüksek verim vermektedir. Medreselerde takrir metodu uygulanıyor, hoca dersi anlatıyor talebe de hocasını dinliyor ve bütün kitapları kuru kuruya ezberliyordu. Dolayısıyla beyinlere aşırı yük yükleniyor ve talebe yıllarca ders okuyordu. Süleyman Efendi ise bazı dersler hariç ezberletme yapmıyor, dersi talebenin kendisini okutturuyor ve onun eksikliklerini tamamlıyordu. Bu sayede hem talebeye değer verildiği için güven geliyor, hem de dersler uygulamalı olduğu için daha kalıcı oluyordu.
Süleyman Efendi, dersleri tercüme kitaplardan öğretmek yerine emsileden başlayarak bütün büyük ulemanın bilhassa Osmanlı medreselerinde takip edilen temel kitaplar vasıtasıyla İslamiyet’i kaynağından orijinal dili olan Arapça’dan okutmuş ve öğretmiştir. O, eser yazmak ile vakit geçirmektense, yazılı olan eserleri okutup, insan yetiştirmeyi, onlara ruh vermeyi tercih etmiştir. Osmanlı medreselerini kendine numune olarak almış ve talebelerine Osmanlı’yı misal olarak göstermiştir. Yok olmaya yüz tutan, iman, itikat ve ibadetleri tekrar yeşertip yaşartmak ve muhafaza edebilmek için İslam akaidinin ve ehl-i sünnet düşüncesinin temeli yani usul-ü dinde asil olan tahkiki, füru-u dinde asil olan taklidi öğretirken şerh-i akaidi günümüzdeki ve tarihteki sapıklıkları tanıtmış ve dalalet fırkalarına düşmekten muhafaza etmiştir.
Süleyman Efendi, medreselerde 15-20 senede ancak okutulup öğretilen kitapları azami 3-5 senede okutmaya muvaffak olmuştur. Bunun sebebi elbette ihlaslı zahiri gayretleri yanında manevi tasarruflarıydı. Onun “Cenaba-ı Hakk’ın yüz esmasının tasarrufları bize çevrildi. Biz bunlardan ancak bir tanesini kullanıyoruz. O da talebelerimizi çabuk yetiştirmektir.” ifadeleri bu hakikati bildirmektedir.
Onun ilim öğretme hususunda talebe ile nasıl meşgul olduğunu, onlara nasıl ders anlattığını Hacı Ali Şeker şöyle anlatmaktadır:
“Bir gün Konyalı Hacı Mustafa Efendi ile Kısıklı’daki kursa gitmiştik. Efendi Hazretleri sohbet ederken bir ara talebeleri çağırdı. Nasıl ders okuttuğunu ve niçin çabuk meyveler alındığını bize şöyle gösterdi: Efendi Hazretleri gayet mülayim bir tavır ve kendine mahsus bir eda ile;
“- Oku bakayım evladım” dedi. En baştaki talebe de kitaptan ibare okumaya başladı. Ve kendi bildiği kadar mana verdi. Eksiklerini Efendi Hazretleri tamamladı. O mevzuda ilave bilgiler verdi. Sıra ikinci talebeye gelmişti. Müteakip ibareyi o da okudu. Verebildiği kadar mana verdi. Talebeye yardımcı olabilmek için bazı hatırlatıcı sorular sordu. Talebe o soruların cevabını verdikten sonra önündeki ibareyi daha kolay çözmeye başladı. Talebe bir taraftan da hocasının önünde kendi bilgilerini hatırlayarak ibareyi çözünce, iştiyaka geliyor ve daha ilerisini okumak istiyordu. Bu esnada Efendi Hazretleri’nin mülayim bir baba gibi okşayıcı sesi yetişiyordu:
“Sen oku evladım.. zamire dikkat et.. ikinci baçtan okuyacaksın.. naib-i faili unutma...”Biz bu ders okuma şekline hayran olmuştuk. O yaşıma rağmen bende ders okuma iştiyakı doğdu.”
Süleyman Efendi talebelerinin ezbercilik yerine dersin özünü kavramalarına önem verirdi. İbarenin bütünü ve anlatmak isteneni anlayabilmişlerse telaffuz ve irab hatalarına kızmaz, “dumanı doğru çıksın yeter” derdi. Halkadaki bütün talebeye ibare okuturdu. Bu yüzden talebeler dersten önce derse hazırlanmış olarak gelirlerdi.
Onun en önemli eğitim metodlarından biri de sevgidir. O, talebelerine bir ana-baba şefkatiyle yaklaşıyor, onların her türlü dertleriyle dertleniyor ve çaresi için maddi-manevi elinden gelen bütün fedakarlıkları gösteriyordu.
Süleyman Efendi, bu şekilde Osmanlı’da koskoca bir müessese olan medreseyi tek başına yaşatmış ve halen talebeleri de onun bu usulünü devam ettirmektedirler. Onun vefatıyla bu hizmetlerde ve ders okutma şekillerinde aksama olmamış ve bunlar ondan alınan manevi terbiye ve feyzle sanki bugün ihdas edilmiş gibi tazeliğini ve orjinalligini korumaktadır.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
KÜNYESI
Ebu’l-Fârûk Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.) Hazretleri, yakin tarihimizde, zamaninin Islâmî ilimlerini tahsil ederek, ilimde en ileri noktaya varmis; müderris, dersiâm, hukûkçu, hadîs ve tefsîrde mütehassis bir Islâm âlimi, tasavvufta Naksibendî silsilesinin 32. halkasi Buhârali Salâhuddin Ibn-i Mevlânâ Sirâcüddin Hazretleri'nin en büyük halîfesi, vekîli, bu silsilenin 33. ve son halkasidir.
SECERESI
Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Efendi Hazretleri, Rûmî 1304 (Mîlâdî 1888) yilinda -bugün Bulgaristan sinirlari içinde kalan- Silistre’nin, Hezargrad kasabasinin, Ferhatlar köyünde dünyaya gelmistir. Pederi, tahsilini Istanbul’da tamamlamis, Satirli Medresesin'de yillarca müderrislik yapmis, Hocazâde Osman Efendi'dir.
Osman Efendi, gençlik yillarinda Istanbul’da tahsilde iken bir rüya görür. Rüyâsinda vücûdundan kopan bir parça gökyüzüne yükselmis, oradan dünyaya isik saçmakta… Osman Efendi, bu rüyayi kendi sulbünden dünyaya gelecek hayirli bir evlat mânâsina yorar ve Silistre’ye döndügünde evlenir. Dünyaya gelecek çocuklarindan hangisinin rüyâda gördügü, isik saçan evlada uygun düsecegini takibe baslar. Fehim, Süleyman Hilmi, Ibrahim, Halil isimli dört erkek ve Zâhide isminde bir kiz evladi dünyaya gelir.
Bu çocuklarinin içinden Süleyman Hilmi dünyaya gelip de, yetismeye baslayinca, tespit ettigi alâmetlere göre bütün ümidini ona baglar. O kadar ki; Süleyman Efendi Silistre’de Satirli Medresesi'nin ilk siniflarinda iken, babasinin huzûruna her çikisinda onun ihtirâmla ayaga kalktigina ve “Buyurun Süleyman Efendi oglum…” diye fevkalâde bir iltifat ve alâka gösterdigine sâhit olur. Süleyman Efendi, bu halden o kadar mahcûptur ki, babasinin huzûruna girmek için, onun basini egerek kitap okudugu, mangala cezve sürdügü veya baska bir isle mesgul bulundugu anlari seçer olmustur.
Süleyman Efendi Hazretleri'nin dedeleri, Kaymak Hâfiz diye taninan Mahmut Efendi isimli bir zât olup, 110 yaslarina dogru vefat etmistir. Büyük dedeleri, Seyyid Idris Bey'dir. Idris Bey, Fâtih Sultan Mehmed Han tarafindan Tuna hâni nasbedilmis ve kendisine kiz kardesi tezvic edilmis bir zâttir. Fâtih Sultan Mehmed Hazretleri padisahligi zamaninda, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e olan sevgilerinden dolayi “Yeryüzünde evlâd-i Resûlden kimler kaldi” diye arastirmis, seceresine hiç sâibe ve süphe karismamis oldugunu tespit ettigi Seyyid Idris Bey’i bulmus ve kizkardesi ile evlendirerek, Tuna havalisine hân tâyin etmis; o bölgenin vergi ve sair mükellefiyetlerini tedvir için vazifelendirmistir. Bu vazife, Süleyman Efendi'nin babasi Osman Efendi’ye kadar devam etmistir.
Süleyman Efendi Hazretleri'nin seceresi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in pâk nesline dayanmaktadir. Pederleri tarafindan Hz. Hüseyin (r.a.)'a nisbeti olup “Seyyid”, anneleri cihetinden Hz. Hasan (r.a.)'a nisbetleri bulunmakla “Serîf”tirler.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Buhara’lıdır. Nemengan’ın Tus bölgesinde dünyaya gelmiş bir Özbek türküdür. Şeyh Mazhar İşan Can-i Canan k.s. Hz. lerinin en büyük halifesi idiler. Altun Silsilenin büyük rütbesi ve 32’inci halkasıdır.
Devamlı istiğrak halinde, zamanın kutbu ve tayyi mekan sahibi idiler. Sabah namazlarının ekserisini bu suretle, yani tayyi mekan ile Kabe-I Muazzama’da kılarlardı.
Mekke Şerifi Hüseyin in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı Devletine ihanet ettiği 1. Dünya Harbi yıllarında Şeyh Salahuddin İbn-i Mevlana Siracuddin k.s. son haclarını da ifa etmek üzere Mekke-I Mükerreme de bulunuyorlar idi. Şeriflik iddiasındaki bu hain kendilerinin pek çok kerametlerini duymuş ve itibar edilir bir zat olarak tanımıştır.
Bu münasebetle kendisinden korkarak hapis ettirdi. Kapılara kalın zincir vurdurdu. Şeyh Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin k.s. kalın zincirleri kırmak suretiyle hapishane kapılarını açıp kaçma kerametini gösterdiler. Ve ertesi gün Altun oluk üzerine çıkıp ‘Evradı Fethiye’yi ‘Okumaya başladılar. Şerif Hüseyin tekrar yakalatarak bu defa çok daha sıkı tedbirler aldırdı ve tekrar hapishaneye koydurttu.
Şeyh Salahuddin Ibn-i Mevlana Siracuddin k.s. zincirleri tekrar parçalayıp hapishaneden çıktı.
Bunu duyan Şerif Hüseyin memlekete kaçmaması için çok sıkı tedbirler aldırdı. Bütün yollar tutuldu. Bütün bunlara rağmen Şeyh Salahuddin Ibn-i Mevlana Siracuddin k.s. Cidde’ den hareket eden bir gemiye aile efradı ile birlikte binerek memleketine dönmek üzere yola çıktı. Bu haber duyulunca gemi tepeden tırnağa arandı fakat buna rağmen gemide bulunamadı.
Hz. Pir k.s. baştan sona kadar aranan gemi ile memleketine sağ Salim döndüler. İngilizler tarafından geminin yanaşacağı limana bulunup yakalanması için telgrafla emirler verildi ise de yine bulunamadı. Şerif Hüseyin kendilerini buldurmak için bütün Hicazı alt üst etti. Bunu bildikleri için ona su manalı telgrafı çektiler.
- sağ salim memleketime döndüm, boşuna zahmet çekmeyiniz.
Kerametleri sayılamayacak kadar çoktur. Sultan II. Abdulhamid Han zamanında İstanbul’u teşrif ettiler ve Sultan tarafından bizzat Kabul edilerek sarayın müsafiri oldular. Sultan II. Abdulhamid Han Hz. İle birlikte o zamanın henüz medresede talebe olan Ebu-l Faruk Süleyman Hilmi Silistrevi Hz. lerine, Nakşibendi yolunu talim buyurdular ve bir müddet İstanbul da kaldılar.
Ezeli takdir icabı kendisinden sonra Altun Silsilenin halkasını teşkil edecek olan Ebu-l Faruk Süleyman Hilmi Silistrevi Hz. lerinin terakki ve talimini temin ettiler.
20.inci asrin baslarında bu ziyaretler esnasında Osmanlı Devletinin basına gelen felaketler ve ileride gelmesi mukadder büyük dertler sebebiyle pek çok dua ve ilticalarda bulundular. Defalarca Erbain çıkardılar, Cenabı hakka yalvardılar, fakat bütün bunlara rağmen Ümmet-I Muhammed’in, üzerine gelmekte olan belaları hak ettiğinden Kader-i İlahi’nin tahakkuk edeceğini ve bunun önüne geçilmesinin mümkün olmayacağını Sultana izah buyurdular. Bu sebepledir ki Sultan Abdülhamit Han Hz. leri bir ihtilal ile tahttan indirildiğinden ihtilalcilere karsı koymamış “Zalike takdiirul Azilil Alim” ayetini okumakla iktifa etmişlerdir.
Şeyh Salahuddin İbn-i Mevlana Siracuddin k.s. Saraya müsafir olduğu günler İstanbul un en mühim ziyaret yerlerinden biri olan Ebu Eyyub Sultan Hz. lerinin kabrini ziyaret ettiler. Emrine Saray tarafından tahsis edilen araba ile Eyyüb Sultan’a giderken Haliç kenarında “Ya Vedud Baba” nin türbesini ve türbeye inen Fuyuzati İlahiyeyi görünce hayretlerini ifade ettiler.
- Bu zat kimdir? Diye sordular. Kendilerine,
- Evliyadan. ( Ya Vedud Baba’dır) cevabi verildi.
Ziyaretten dönüşlerinde tekrar ayni yerden geçerken yeniden ayni soruyu sordular. Bunun üzerine Maiyetindekiler ‘Efendi Hz. İhtiyarlığından galiba az önce sorduğunu ve bizim söylediğimizi unuttu’ diye içlerinden geçirdiler.
Selahüddin Hz. İse onların iç hallerine vakıf oldular. Bunun üzerine bindiği arabanın tekerleğinden bir miktar toprak alarak:
- Su sizin dünyanızdan gözlerime biraz toprak serpeyim de bari gördüklerimi bir daha unutmayayım, buyurdular.
Salahuddin Hz. Devamlı istiğrak halinde “Musteğrakiine fi zatillah makamında” oldukları için bu sözleri ile insanlarca mühim görülen pek çok şeye ehemmiyet vermediğini izah buyurmuş oluyorlar.
Halifelerinden Mirza Abdurrahim efendiyi (Tesbihçi Baba’yı) İstanbul da Ebul Faruk Süleyman Hilmi Silistrevi Hz. lerinin yanına bırakarak Buharay a donen Salahuddin Hz., ömrünün son yıllarını Buhara da geçirmiş ve burada da vefat etmiştir.
Kabri Şerifleri Buhara da yüksek bir tepe üzerindedir.
Kaddesellahü Sirrahülaziz. AMIN
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Süleyman Efendi (k.s.) hazretlerinin babası ve dedelerinin hemen hepsi meşâyıhtandır. Kendileri, daha sonra intisab edeceği üstâzı Salâhuddîn İbn-i Mevlâna Sirâcüddin (k.s.) hazretleri ile tanışmadan önce, babasının tarif ettiği bazı tasavvufi derslerle meşgul olurken bir gece şöyle bir rüya görürler:
Şâh-ı Nakşibend Muhammed Bahâuddîn, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî hazerâtı ve Nakşibendî yolunun Müceddidiye kolu büyüklerinden (k. esrârahüm) bir grup zevât-ı kiram halka tertip etmişler. Fakat aralarında bir kişilik boş yer bırakmışlar. Süleyman Efendi hazretleri bu boş yeri görünce, kendisi için oturmaya müsaade ederler mi diye düşünmüş... Tam bu esnada, Şâh-ı Nakşibend hazretleri buyurmuşlar ki:
“Oğlum, bu boşluk sana bırakıldı. Fakat seni Müceddidîn kolundan bir zât terbiye edecek, ondan sonra sen buraya oturacaksın.”
Bunun üzerine Süleyman Efendi hazretleri, “Efendim ben o zâtı nerede ve nasıl bulabilirim” diye sorunca; “O seni bulur” cevabını almıştır.
Aradan uzun yıllar geçmiş, Süleyman Efendi hazretlerinin talebeliği sona ermiştir. O devirlerde bazı İstanbul zenginleri ramazan-ı şerifte, hocalara ve talebelere ayrı ayrı iftar yemeği verirler, hatta ramazan ayı boyunca kazanlar kaynarmış.
Bir gün hocalara ziyafet veren bir zenginin evinde Süleyman Efendi hazretleri de bulunmuş. Yemekler yenilmiş, akabinde tanımadığı bir hoca Süleyman Efendi’ye, “Oğlum Süleyman, Evrâd-ı Şerifi oku da duâmızı yapalım” demiş.
Süleyman Efendi hazretleri, hiç tanımadığı, fakat kendisini tanıyan bu zatın isteğini yerine getirerek, Evrâd-ı Bahâiye’yi okumuş. O zat da akabinde duasını yapmış. Ellerini yıkamak için sofradan kalkınca, o zat, Süleyman Efendi hazretlerinin ellerinden tutarak bir kenara çekmiş ve demiş ki:
“Oğlum, sen filan zaman bir rüya gördün. Sana, Müceddidiye kolundan bir mürşid terbiye verecek demişlerdi. Sonra sen, halkadaki boş yere oturacaktın, hatırladın mı?”
Süleyman Efendi, “Evet efendim” demiş.
Bunun üzerine o zât, “Ben Salâhuddîn İbn-i Mevlâna Sirâcüddîn, Cenâb-ı Hakk’ın ve rûh-i Resûlüllâh’ın emri ile Türkistan’dan seni yetiştirmeye geldim” demişler.
Süleyman Efendi hazretleri, işte tam o andan itibaren teslîm-i küllî ile onun hizmetine girmiş ve bir süre beraber kalmışlar. Bilâhare Mevlâna Sirâcüddîn hazretleri yine Türkistan tarafına dönmüşler. Bu arada mektuplaştıkları olmuş.
Bir müddet sonra tekrar İstanbul’a dönen Mevlâna Siracüddin hazretleri, Süleyman Efendi hazretleri ile beraber Bursa’ya giderler. Orada “Erbaîn” çıkarırlar. Süleyman Efendi hazretleri, erbaîn çıkardıktan sonra, hiç okumayı bilmeyen bir çocuğa, bir saat kadar kısa bir zaman içinde Kur’an okumasını öğretivermiş.
Süleyman Efendi hazretlerine verilen bu salahiyeti müşâhede eden üstâzı Mevlâna Sirâcüddin (k.s.), heyecanla Uludağ’a hitâben; “Ey Keşiş dağı!(2) Cenâb-ı Hak evlâdımıza öyle bir salahiyet verdi ki; isterse sana da, kımıldata kımıldata Kur’an okutur” demiş.
Yukarıda Kemal Kacar Bey’in (r.aleyh) yazısında da çok vecîz bir şekilde ifade edildiği üzere, Süleyman Efendi hazretlerine seyr u sülûk merhalalerini ikmâl ettirmişlerdir. Sonra da, “Oğlum, bizimki buraya kadar; artık bundan sonra sen, ma‘nen İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretleri ile ierlemeye devam edeceksin. Buradan ileriye ben de sana ittiba‘ edeceğim” diye buyurarak, Süleyman Efendi hazretlerini İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin rûhâni nisbetine teslim etmişlerdir
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Ahmet Davudoğlu Hz. Üstazımızın hemşehrisi Balkanlar'dan gelmiştir. Hz. Üstazımız kendisine okuması için çok yardım etmiştir. Bu zat bir süre İstanbul İslam Enstitüsü başkanlığında bulunmuştur. Bir defasında Konya'ya müftüler toplantısına konuşmacı olarak davet etmişler.
Oradaki konuşmasından sonra kendisine müftüler tarafından bazı sualler yöneltildi. Bu suallerden birisi olan " belediye nikahı caiz midir?" sualine caiz değildir. Asıl nikah dini nikahtır. Belediye nikahı sadece kayıttan ibarettir diye cevapladığı için ne yazıktır ki kendi talebeleri tarafından şikayet edilerek iki sene hapse mahkum ettirilmiştir.
Abimiz de kendisine hapiste yattığı süre içerisinde yardım bulunmuştur. Hüseyin DÖNMEZ Abi bir defasında ziyaretine geldiğinde şu hatırasını nakletmiştir. "Bir gün Efendi Hazretleri Kamil Bey ile beraber evime geldiler. Hocaefendi bu kim? diye sordum. Damadım Kamil dedi. Ne iş yapar dedim. Hem mimardır hem mühendistir. Müteahhitlik yapar dedi. Sonradan öğrendim ki Kamil Bey ne mimar ne mühendis imiş.
Şöyle düşümdüm Kamil Bey mimar ve mühendis değil bu açık. Efendi Hazretlerinin yalan söylemesi mümkün değil damadının ne iş yaptığını da bilir. Yıllarca bunu kafamda çözemedim. Ancak otuz yıl sonra Kamil Bey bir gün ziyaretime geldi. Yanında iki genç vardı. Bunlar kim diye sordum. Bunlar benim evlatlarım Ahmet ve Mehmet 'tir. Ne iş yaparlar diye sordum. Biri mimar birisi mühendistir dedi. Otuz yıl çözemediğim meseleyi o gün çözdüm. ALLAH MÜBAREĞİN ŞEFAATLERİNE NASİL EYLESİN İNŞALLAH.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Silsile-i Zeheb / Altun Silsile
1. Ebu Bekri’s-Sıddiyk (r.a.)
2. Selman-ı Farisi (r.a.)
3. Kasım bin Muhammed (k.s.)
4. Cafer-i Sadık (k.s.)
5. Bayezid-i Bestami (k.s.)
6. Ebu’l-Hasan Harkani (k.s.)
7. Ebu Ali Farimidi (k.s.)
8. Yusuf Hemedani (k.s.)
9. Abdu’l-Halık Gucdüvani (k.s.)
10. Hace Arif Rivgiri (k.s.)
11. Mahmud İncir Fag’nevi (k.s.)
12. Hace Arif Ramitini (k.s.)
13. Muhammed Baba Semasi (k.s.)
14. Seyyid Emir Kilal (k.s.)
15. Muhammed Bahaüddin Nakşibend (k.s.)
16. Hace Alaaddin-i Attar (k.s.)
17. Yakub Çerhi (k.s.)
18. Hace Ubeydullah Ahrar (k.s.)
19. Hace Muhammed Zahid (k.s.)
20. Derviş Mehmed (k.s.)
21. Muhammed Hacegi Emkengi (k.s.)
22. Hace Muhammed Bakibillah (k.s.)
23. İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruk-i Serhendi (k.s.)
24. Hace Muhammed Masum (k.s.)
25. Şeyh Seyfüddin Arif (k.s.)
26. Muhammed Nurü’l-Bedvani (k.s.)
27. Şemsüddin Habibullah İbn-i Mirza Can (k.s.)
28. Abdullah-ı Dehlevi (k.s.)
29. Hafız Ebu Said Sahib (k.s.)
30. Habibullah Can-ı Canan (k.s.)
31. Muhammed Mazhar İş’an Can-ı Canan (k.s.)
32. Selahüddin İbn-i Mevlana Siracüddin (k.s.)
33. Ebu’l Faruk Süleyman Hilmi Silistrevi (k.s)
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
BediüzzamanSaid Nursiyle ilgili olarak Yeni Asya Gazetesinde 3 Mayıs 1976tarihinde Av. Abdurrahman Şeref Laçla yapılan mülâkattan iktibasedilmiştir.
Bizim bugün başlıca vazifemiz; îmanı muhafazayaçalışmaktır. Bunu yapıyoruz. Biz tedrîsat yapmıyoruz. İslâmın esâsımaddi ve mânevi kurtuluşun kaynağı olan Kuran-ı Kerimin okutulupöğretilmesi ve yalnız Türkiyeye değil, bu yolla bütün dünyayayayılması işini birâderim Süleyman Efendi ve Onun tesis eylediğiKuran Kursları yapıyor. Hem de çok kısa zamanda yapıyorlar. Eskiden0-5 senede öğrenilen İslâmi ilimleri şimdi Kuran Kursları -2 seneiçinde öğretiyorlar. Âlim yetiştiriyorlar. Fakih (Fıkıh âlimi)yetiştiriyorlar. Müfessir yetiştiriyorlar. Bu hâl bir mûcize-ikurâniyyedir.
Bugünkü bu şaşılacak hal hakkında ben küçük yaşlarda iken; benimgözlerime doğru bir ışık çakmış ve beni ikaz eylemek istemişti. O zamanher halde tekâmül etmemiş olduğum için anlayamamışım. Şimdi anlıyorum,îzah edeyim. Ben 6 yaşında iken Şirvandan Siirte gittim. Bir çokİslâmi ilimleri, Kuran-ı Kerimin mûcizesi olarak çok kısa zamanda vesüratle tahsil eylemiş bulunuyordum Siirtteki büyük Müslümanâlimlerle münâzaraya girdim. Hepsini mağlup ettim. O büyük âlimlerhayret içinde kaldılar ve beni takdir eylediler. Ben bu hâlime çocukluksâikası (hevesiyle) ile mağrur oldum.
İşin esâsını o zaman anlayamamışım. Halbuki bu hâl bana birişâretmiş. Sanki Rabbim bana demek istemiş ki: Ey Said, ileride birzaman gelecek İslâmiyet sıkışacak neşr-i Kuran, neşr-i İslâm için uzunseneler bulunmayacak. Bunları bir senede, iki senede öğrenmek veöğretmek ihtiyacı hâsıl olacak. İşte o zaman nasıl ki, şimdi sen; kısabir zamanda büyük âlimlerle münâzaraya tutuşacak kadar ilim kudretiiktisap ettin. Seninkinden çok daha kısa zamanlarda, İslâm âlimleriyetişecek ve ehl-i küfür ile mücâdele edecek sevgili kullarım ortayaçıkacak. Ben o zaman bu işareti anlayamamışım. Amaşimdi hakikat tezahür etmiş bulunuyor. Biraderim Süleyman Efendiişâret buyurulan zâttır. Büyük tedris işi ile meşgul oluyor. OnunKuran Kursları; Neşri Kuran ve Neşri İslâmı bütün dünyâyı hayretleregark edecek çok kısa zamanda başarıyor.
İşte o zamanın din mazlumlarından birisi olan Said-i Nursî, Süleyman Efendi Hazretleri hakkında bu sözleri söylemiştir.
SüleymanEfendi, tarikatı sadece hoş sohbet vâsıtası hâline getiren son devrintembelliğini yıkmış onu, kitleleri harekete getiren, şeriat içinçalışan insanların hareket ve heyecan vâsıtası kılmıştır. Bu yüzdenkerâmete itibar etmemiş kendisi kerâmet izharından müstağni davrandığıgibi talebelerine de aynı yolu tâlim etmiş. En büyük kerâmet ümmetiMuhammede Hakk yolu telkin etmektir. Buyurmuştur. Kendisine mâneviselâhiyet verildiği andan itibaren hem Kâdirî hem de Nakşî tarikatıylavazife tarif etmiş, zamanında şeyh olarak tanınanlara haberlergöndererek onları kendisinin varlığından ve selâhiyetinden haberdâretmiştir. Said-i Nursi, Abdülhakim Arvâsi,ve Adanalı Sâmi Efendi dedâhil bir çok zâtlarla muhâbere etmiştir. Süleyman Efendi cemiyettenuzakta yaşamak yerine, cemiyetin içinde Müslümanlığı yaşatmayı tercihetmiş ve dışımız halk ile, içimiz Hak ile buyurmuşlardır.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Hz. Üstazımız birgün çocuk yaştaki iki evladına "Yeni Cami imamına gidin benim gönderdiğimi söyleyin size İlm-i Meaniden sual sorsun" buyuruyor. Sebep eski medrese arkadaşlarına tasarrufunu göstermek onların da hidayetine vesile olmak. O iki Abimiz Üstazımızın medrese arkadaşı olan Yeni Camiin imamının yanına geliyorlar. "Efendim bizi Hocamız Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri gönderdi. Size ilm-i meaniden sual sorsun dedi".
İmam bakıyor karşısında iki çocuk. (Eskiden ilm-i meani okumak için medreselerde en az 20-30 yıl okumak gerekiyormuş ve ilm-i meani okuyan kişinin yaşı oldukça büyük olurmuş). Tabi imam karşısında iki çocuk görünce "gidin" demiş. "Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz. İlm-i Meani kim siz kim" diyerek onları yanından kovmak istemiş.
O abilerimiz ısrar etmişler "mutlaka sorun" demişler. Bunun üzerine İmam şöyle demiş, şöyle bir sual tevcih ediyor: "Game tahtındaki zamirle cümle oluyor da Gaimun tahtındaki zamirle cümle olmuyor. O keratanın suçu ne" demiş. Bunun üzerine Abilerimi ikisi bir ağızdan cevabın Arapça ibaresini okuyarak vermişler. ( ; ; ; ; ) Bu cevap karşısında İmamın gözleri faltaşı gibi açılır.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Süleyman Efendinin dersine bir hafta kadar devam etmiştim, Şehzadebaşındaki evinde bir hafta kadar ondan ders okuduk. Bir hafta sonra takibat başlayınca- o zaman takibat çoktu- o, dersi kesti. Ben de burada Gümülcineli Mustafa Lütfü Efendinin dersine katıldım. Fakat ben onu da daima hayırla anarım. Fatih’in son mücaz(icazet verilmiş hoca) dersiamlarındandı. İbadet ü taatına daim, İslami ilimlerin okutulmasının zaruri olduğuna itikad eden çok gayretli bir kimsedir. “İslami ilimleri ihya etmezse bu memleket tehlikededir” diye bu tehlikeyi hisseden bir kimseydi.
Devrin ehl-i küfrüne karşı nefreti vardı. Hangi hoca ki, küfrün ele başlarına nefreti vardır, ben o zatın sâlih ve kâmil olduğuna itikad ederim. Onun da zamanın ehl-i küfrüne nefreti çok şiddetliydi. Hele o azimet, o hapse girip de yine devam etmek ne demektir biliyor musun? O, polat gibi iman ve azimet sahibi olmaktır..ALLAH MÜBAREĞİN ŞEFAATLERİNE CÜMLEMİZİ NAİL EYLESİN İNŞALLAH.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Büyük muharrir Necip Fazıl, bu talebeleri “Son Devrin Din Mazlumları” isimli eserinde şöyle destanlaştırmaktadır:
“Süleyman Efendi, beni bu gençlerle temasa geçirmiş ve bahçemizde yattığı halde farkında olmadığımız bir hazinenin keşfi gibi, hayretle karşılık bir takdir duygusuna boğmuştur. Evet, o zamana kadar cansız bir ezber zemini üzerinde öne arkaya sallantılı, papağanvri bir tekrarlama işinden ibaret zannettiğim ve İslam’ın, fezayı milyonlarca projektörle delici kainat görüşlerine yabancı saydığım Kur’an kursları faaliyeti hayret ve saadetle gördüm ki: Gökten necaset yağan bir devirde üzerlerine tek kir bulaşmamış, zeka ve irfanları her inceliğe ulaşmış güdücüler elindedir. Ve bu genç güdücüler mevki ve istikamet tayini noktasından bütün dost ve düşman kutupları, doktorların sıhhat ve marazı tanıdıkları gibi teşhis ehliyetindedir. Diyebilirim ki, Türkiye’de, Kur’an kursları topluluğu ayarında vahdet, merkeziyet ve davalarında salabet belirtici ikinci bir teşekkül mevcut değildir. Bu topluluk, terbiyesini Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan’dan alanların veya alanlardan alanların tablolaştırdığı kadrodur ve bu tabloda şahıs, fikir, ilim, usul, her unsurun doğrudan doğruya bağlı olduğu tek mihrak, tek kelimeyle şeriattır. İşte bağlılıklarındaki kuvvete bu manayı verdiğim, bütün gençliğe tavsiyem gibi şeriatı bu manada idealleştirmelerini ve şeriat aşkını bu manada şuurlaştırmalarını beklediğim ve kendilerini yeni iman neslinin en saf ve en temiz damarlarından biri saydığım Kur’an kursları topluluğuna yakınlığım buradan geliyor.”
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Cenab-ı Hak mahlukatı birbirine muhtaç olarak yaratmıştır. “Kainatta her ne varsa manen birbirine bağlıdır. Şayet bunlardan biri bağını koparsa herşey birbirine çarpar ve mahvolur. Nizam ve intizam tamamen bozulur.1
Bütün mahlukat bir vücut ise, Peygamberler ve onların varisleri olan alimler, o vücudun kalbidir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Keriminde şöyle buyururlar:
“’tan kulları, içinde, ancak âlimler korkar.”2
ALLAHÜ Tealadan en çok korkan da Onu en iyi bilendir. Hadis-ı kudside:
“Ben gizli bir hazine idim, bilinmemi sevdim ve bilinmem için mahlukatı yarattım”,buyrulmaktadır.ALLAH Ü Tealayı hakkıyla bilen Peygamberler ve onların varisleri olduğuna göre, onlar bütün mahlukatın yaratılma vesilesidir.
Peygamber Efendimiz Alimlerin fazileti hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Dört şeye bakmak ibadettir. Anne babanın yüzüne, Ka’be-i muazzamaya, mushafa, ve alimin yüzüne. Kim bir alimi ziyaret ederse, beni ziyaret etmiş olur. Kim bir alim ile musafaha ederse sanki benimle musafaha etmiş gibi olur. Kim de bir alim ile oturursa, benimle oturmuş gibi olur. Dünyada benimle oturan kimseyi ALLAHÜ Teala ahirette de benimle beraber kılar.”3
Hakiki alimlerin birtakım alamet ve vasıfları vardır. Bunların beş tanesi bizzat Kur’an-ı Kerim ile tesbit olunmuştur. Bunlar : Haşyet, huşu’ tevâzu’, ahlak ve zühddür.4
İmam-ı Rabbani hazretleri ise hakiki alimlerin vasıflarını şöyle izah buyurur: “Baş olmak, mal toplamak, yücelik ve dünya muhabbeti gibi şeylerden uzak olan alimler, ulemâ-i ahirettir ve Enbiya Aleyhimüsselam’ın varisleridirler. Yaratılmışların hayırlısı onlardır. Kıyamet günü onların mürekkebi, şehitlerin kanı ile tartılır da, mürekkep kefesi ağır gelir. “Alimin uykusu ibadettir.”, hadis-i şerifi ile, onların şanına işaret edilmiştir.
Ahiretin güzellğini anlayan yine onlardır. Dünyanın çirkinliğini ve aşağılığını onlar bildirmiştir. Onlar, ahiretin bâkî, dünyanın fânî olduğuna inanıp, kendilerini Ahirete hazırlar, dünyadan yüzçevirirler. Dünya ve içindekileri zelil tutup, ahireti yüce görürler. Zira dünya aziz görülürse, ahiret hakir, dünya hor tutulursa ahiret aziz olur. İkisinin birleşmesi mümükün değildir.” 5
Akıl Cenab-ı Hakkı bulmak ile mükelleftir. Ancak aciz olarak yaratılan insan akılla her şeyi bilemez. Bunun sebeple, Cenab-ı Hak, sıratı müstekıme hidayet için, Peygamberlerini göndermiştir. Alimler de bu vazifeyi verâseten ifa etmektedirler.
Bu hususta Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadırlar:
Yer (yüzün) de alimlerin benzeri, yıldızlar gibidir. Kara ve denizin karanlıklarında, onlar(a bakmak)la yol bulunur. Yıldızlar sönerse hidayette olanların sapıtması çok sürmez.” 6
Hasan-ı Basri hazretleri de:
“Alimler olmasa insanların diğer canlılardan farkı kalmazdı. Çünkü onların öğretmesi ile insanlar insanlık seviyesine ulaşır.” 7
Hadis-i şerifte: “Muhakkak ki , bu ümmet için her yüz senenin başında dinini tecdid edecek bir müceddid gönderir”8 ,
buyrulduğu üzere, insanlık rehbersiz kalmamıştır.
Ümmet-i Muhammed’in evladına, dinlerini ve Kur’anlarını öğretmekten başka hiçbir maksadı olmayan dostları, nice sıkıntılara maruz kalarak kendilerine verilen bu vazifeyi en güzel şekilde ifa etmişlerdir.
Efendi! Bu kadar üzülme, biraz istirahat buyur.”, denildiğinde, “Günde binlerce insanın imanı sönerken ben nasıl ayaklarımı uzatıp yatabilirim.”, buyuran; “Hocalıkta bize ekmek kapısı kalmadı diyenlere: “Efendiler! Hocalık bir meslek, bir ekmek teknesi değildir. Hocalık ’ın, Rasülüllah’ın, kitabullah’ın ve din-i mübin-i islamın tebliğ memurluğudur.”, buyuran Altun Silsilenin en son halkası Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri, ahir ömründe, bünyesini kuşatan hastalıklardan muzdarip olmasına rağmen, son defa görmüş olmak için gittiği evlatlarına yazdırdığı şu iki hadis-i şerifle cismani olarak dünyadaki hizmetlerini tamamlamıştır.
“Ya Ebâ Rafi’! Senin gayretin ile Cenab-ı Hakk’ın bir kimseyi hidayete erdirmesi, senin için üzerine güneşin doğup ve battığı her şeyden daha hayırlıdır.
“Ya Davud! Senin, mevlasından kaçan bir kulu bana getirmekliğin, bana bütün ins ve cinnin ibadetinden daha sevimlidir.”9
Buyrulmuştur ki:
Düü cihanda tasarruf ehlidir ruh-u veli
Deme kim mürdedir, anda nice dermanola
Ruh, şimşir-i hüdadır, ten gılaf olmuş ona
Dahı a’la kar eder, bir tığ ki uryan ola.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Sigara
Sigara içmezler ve içilmesini tavsiye etmezler
Alkollü içki ayet ve hadislerde yasaklığı açıkça beyan olunduğu halde sigara bahsi açıkça geçmemektedir. Bu sebeple sigaranın haramlığı konusunda tartışmalar olmaktadır. Süleyman Efendi’nin talebeleri sigara kesinlikle kullanmamaktadırlar. Sigaranın sağlığa zararlı olduğu tıp ilmince ispatlanmıştır. Hatta Türkiye’de Tekel tarafından üretilen ve dağıtılan sigaranın üzerinde Sağlık Bakanlığı tarafından “Sağlığa zararlıdır” ibaresi konmuştur. İslam’da vücuda zararlı olan şeyler haramdır.
Giyim-kuşam
İslam dini avret mahallerinin örtülmesini erkek ve kadın her müslümana farz kılınmıştır. Kadınlar için avret mahalli yüz (çenealtı ve saç bitimi kadar) el (bileklere kadar) ve ayak (topuklara kadar) hariç diğer yerler. Erkekler için göbek ile diz kapağı arasındaki kısımlar. Bu kısımlar örtüldüğünde dinin emri yerine gelmiş oluyor. Yalnız vücut hatlarını belli eden giysiler giymek caiz değildir.
Süleyman Efendi (k.s.) sakallı idi. Yaz-kış cübbe gibi uzun ceket giyerdi. Bugün talebeleri arasında sakal bırakanlar vardır. Bazı şartlardan dolayı sakal bırakamasalar dahi ekseriyeti bıyık bırakırlar. Şunu da belirtelim ki, sakal, sarık ve cübbenin Peygamber Efendimiz’in sünneti olduğuna dair itikatları tamdır.
Hıristiyanların ve diğer dinlerin alamet-i farikası olan elbiseleri giymek ve takmak caiz değildir; müslümanlar bunlardan men edilmişlerdir. Süleyman Efendi’nin talebeleri bu men edilenlerin haricindeki aşırıya kaçmayan kıyafetleri giymekte mahzur görmezler, “yakalı gömlek giyilmez, kravat takılmaz” gibi düşünceleri yoktur. Genelde sade, rahat kıyafetleri tercih ederler.
Mezhep görüşleri
İtikatta hak mezhep tektir ve “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” mezhebidir. Ehl-i sünnet mezhebinin iki imamı vardır. Bunlar; İmam-ı Muhammed Mansur Maturidi ve Haseni’l-Eş’ari'dir. İtikatta mezhep imamı umumiyetle İmam-ı Muhammed Mansur Maturidi Hazretleridir. Amelde mezhebe gelince. Günümüzde, tahrif olmamış ve takipçisi bulunan amelde hak mezhep dörttür; Hanefi, Şafii, Hanbeli ve maliki. Süleyman Efendi (k.s.) ve talebelerinin (umumiyetle) amelde mezhebi ise, İmam-ı Azam Ebu Hanife tarafından kurulan Hanefi mezhebidir.
Dört hak mezhep dışındaki mezhep ve görüşler; “doğru yol”un “sapık kolları” olarak nitelendirilmektedir. Hatta bazıları, “sapma” sınırını aşmış ve “kopma” noktasına gelmiş veya kopmuştur.
Süleyman Efendi talebelerine, Şerh-i Akaid dersiyle İslam’dan sapmış cerayanlardan korunma yollarını göstermiştir. Emali ve Nesefi adlı kitaplarda İslam akaidinin ve ehl-i sünnet fikrinin temelini öğretmişlerdir. Bu sağlam ilim neticesinde talebeleri arasında itikadi noktadan en ufak bir sapmaya rastlanmamıştır.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Üstazımızın Medrestü’l-Mütehassisîn’de okuduğu dersler ve aldığı notlar şunlardır:
• Tefsir-i Şerif 10
• Usűl-i Hadis ve Nakd-i Rical 10
• Hadis-i Şerif 10
• Tabakat-ı Kurra ve Müfessirîn 10
• Risale (tez) 9.2
Ayrıca Süleyman Efendi Tanzimat’tan sonra ilk defa açılan ve bugün Hukuk Fakültesi karşılığında olan “Medresetü’l-Kuzat”ı birincilikle kazanmış ve burada Roma Hukuku, Sakk-ı Şer’î, Ticaret-i Berriyye Hukuku, Ticaret-i Bahriye Hukuku, Hukuk-u Düvel gibi dersleri başarıyla okuyarak mezun olmuştur. Hatta o bu okulu birincilikle kazandığını telgrafla babasına bildirmiş ancak babası hüküm verme konumundaki insanların büyük bir mesuliyet altında olduklarını ve adaleti gerçekleştiremeyenlerin ise cehennemlik olacaklarını bildiren hadisler ışığında oğluna şu cevabı göndermiştir: “Süleyman! Ben seni cehenneme göndermek için İstanbul’a yollamadım.” Bunun üzerine Süleyman Efendi babasına bir mektup yazmış ve mektubunda kendi maksadının hakimlik yapmayıp zamanının bütün din ilimlerinde en zirve noktaya çıkmak istediğini dile getirmiştir. Nitekim daha sonraki hayatına bakıldığında da onun hakimlik yapmadığı görülecektir. Bu şekilde Süleyman Efendi, yüksek tahsilini ve akademik kariyerini de üstün bir başarıyla tamamlayarak devrinin seçkin alimleri arasına girmiştir
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Tasavvuf terbiyeleri
Süleyman Efendi Hazretleri manevi salahiyeti alır almaz vazifeyi tebliğe başlamıştır. Zamanında tarikat şeyhlerine haber göndererek onları manevi selahiyetinden haberdar etmiştir.
Nakşi yolunun bir “kutbu” olan Süleyman Efendi (k.s.) Hazretleri, “vahdet-i vücud” görüşünü de ısrarla reddeder, talebelerini bu sapık cereyana kapılmamaları noktasında uyarır ve vaazlarında cemaata şöyle hitap ederdi: “ey İslam Cemaati! Biz hayatta olduğumuz halde, Vahdet-i Vücud’a gidilebileceğini mi zannediyorsunuz? Böyle bir zanna kapılmayınız, çünkü biz hayattayız.”
Bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla bazı meseleler hakkındaki Süleyman Efendi (k.s.) ve talebelerinin fikri yapıları bu şekildedir. Netice olarak Süleyman Efendi (k.s.) İslam’ı kaynağından anlatarak onları “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” yolundan ayrılmayarak, “dışımız halk ile içimiz hak ile” düsturuyla talebelerini itidale teşvik ederek, ifrat ve tefride kaçmamalarını tembihlemiştir. Talebeleri de Ustazlarının çizgisinde devam ederek, onun fikirlerini bugüne taşıyarak hizmetlerini sürdürmektedirler.
SEYYİDLER ZİNCİRİNDEN BİR HALKA
Ezeli takdir olarak, seyyidler zincirinin 33. halkası kendilerinin nasibi olduğundan, batınları da ilahi füyûzat ile alakalanarak, seyyidler zincirinin 32. halkası ve bu zincirin 9. büyük rütbesi, Salahuddin İbn-i Mevlana Siracüddin (K. S) Hazretleri'nden seyru süluklarını tamamladılar. Bu suretle seyyidler zincirinin 33. ve sonuncu halkasını teşkil ederek, küfür ve dalaletten bunalan toplumlara iman ve ihlas yolunu göstererek, gönüllere kutlu yolun ölümsüz yolcusu olarak iz bırakmışlardı. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri Dar-ı Beka'ya göçtükleri zaman 71 yaşında ve yüksek derecede şeker hastasıydı. Tarihler 16 Eylül 1959'u gösteriyordu. Hastalığı ağırlaşınca hükümetin müsadesiyle cenazesi Fatih Camii haziresine gömülmesi kararlaştırılmıştı, ancak dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik anlaşılmaz bir şekilde buna karşı çıktı ve polis tarafından Karacaahmet mezarlığına açtırılan mezara gömülmesi için cenaze yakınlarını adeta zorladı. Altunizade'den mahşeri bir kalabalıkla yola çıkan cenaze, yolu kesilerek Karacaahmet'e döndürüldü ve Karacaahmet'te polisçe hazırlanan mezara defnedildi.
-
Cevap: üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) H.z Hayatı Kendisi Hakkında Birçok Konu
Hazretimiz Seyfettin Abi'ye "evladım filan camiye git vaaz et" demiş. Seyfi Abi saate bir bakmış. Vakit çok az kalmış. Gideceği yer ise çok uzak olduğu için "efendim yetişemem" demiş. Hazretimiz "yetişirsin evladım" demiş. Seyfi Abi gitmiş. Cami imamını bulmuş, "efendim ben burada vaaz edeceğim" demiş. İmam şöyle bir bakmış "benimle dalga geçiyorsun" demiş. Seyfi Abi de "hayır" demiş. İmam bakmış ki iş ciddi "izin belgeni göster" demiş. Seyfi Abi "efendim müsaade edin vaaz edeyim" demiş. İmam "olmaz izin belgeni göster ondan sonra" demiş. Seyfi Abi şöyle bir durmuş kalbinin üzerinden daha mürekkebi kurumamış izin belgesini çıkarıp "eğer istediğin bu ise al senin olsun" deyince imamım gözleri faltaşı gibi açılır kalır. "Tabi efendim kürsü sizin" diyebilmiş.
Seyfettin Abi birgün camide vaaz etmiş. Gelirken başka bir caminin önünden geçerken Pir-i Fani birisini görmüş. Görünüşü çok fakir imiş. Ama güvercinlere buğday dağıtıyormuş. Seyfi Abi yanına yaklaşmak istiyor fakat yaklaşamıyor. Hazretimizin yanına geliyor sarılıyorlar. O anda Seyfi Abi her şeyi unutuyor. Sonra aklına geliyor, "efendim o kimdi" diye soruyor. Hazretimiz de evladım o kırklardandı" diye cevap vermiş.
Dünya ve nefisten ittika ediniz. Çünkü onlar Harut ve Marut ismindeki meleklerden sıhr ederler.
Mübarek Receb-i Şerif'in ilk gecesinde yapılan dualara red yoktur. Bilhassa ilk cuma gecesinde. Çünkü bu ayı Hz. ALLAH zatına tahsis etmiştir.
Siz birer aletsiniz. Alet kendi kendine faydalı olamaz. ehil olan biri o aleti kullanırsa faydalı olur. Siz de bir alet olduğunuza göre ihlasınız nisbetinde faydalı olursunuz(Süleyman Hilmi Tunahan(k.s)