Tam beş yüz yıldan fazla, geçmişti ki İsa’dan;
İnsanlık yoldan çıkmış, dünya olmuştu zindan !
Evrendeki gecenin, son karanlığıydı bu,
Ya Resulallah! Şeksiz sen olmasaydın eğer;Çağları aydınlatan, yüce Peygamber doğdu!
Var olmazdı felekler, arzda olmazdı değer! (1,99)
Ey kıvancımız! Sensin tüm güzeller güzeli, (2/a-b)
Sonsuzluk âleminde, Ey rahmet peygamberi. (3),(126)
Makam-ı Mahmut senin, ilk şefaatçı sensin, (4, 26-b)
Senden başka örnek yok, sen en büyük öndersin. (5)
Okur-yazar değildin, okuttu Allah seni,
Ve unutmazsın dedi, tey’id etti rutbeni. (6)
En üstün insan çıktı, bilgisayarda vasfın, (7/a)
Aynalar kadar berrak, deryalar kadar safsın.
Hazreti Musa, İsa; ardından geldi ancak, (7/b)
Milyarların içinde, sana verildi sancak.
Sen ki üstün insan, sen ki Halifetullah! (8)Vedduha sûresi’nde yemin etti Hakk, niçin? (10)Bütün yetkiler ile, donattı seni Allah. (9)
Kalbini tatmin edip, gönlünü almak için.
Helâl – Haram edersin, izn-i ilâhi ile; (11)Senin zuhurun için, yaratıldı tüm insan, (13)Raûf-Rahîm ismini, Allah getirdi dile. (12)
Senin emrin geçerli, sonsuza dek ey Sultan! (14)
Yine yemin etti Hakk, en üstün ahlâk sende;Seni öyle beğendi, öyle sevdi ki Allah!Ve en büyük sevaplar, göreceksin ilerde..... (15)
Senin hatırın için, kıble oldu Beytullah! (16)
Razı olasın diye, kıbleyi değiştirdi; (17)Sen güneşler güneşi, evreni aydınlatan;Tüm yüzleri sevdiğin Beytullah’a çevirdi.
Sen fakirle sultanı, aynı ölçüde tartan! (18)
Her an minarelerden, avaz avaz yükselir;Her namazda okunan dualar, salavatlar; (19)Önce Allah’ın ismi, sonra senin ki gelir!
Yerler, gökler, semalar, yüceliğini kutlar! (1,20)
Sünnetin bizler için, tek kurtuluş yoludur, (21)Sensin inananlara inanç veren, güç veren, (23)Kalpler Allah sevgisi ve seninle doludur! (22)
Şüphesiz Hakka erer, önceden sana eren! (24)
Sen evrensel Peygamber, Peygamberliğin özü; (25)Kalbine indirilen vahiyler, oldu Kur’an; (27)Yüce Allah mahşerde, sana verdi ilk sözü ! (26/a-b-c-d-e-f-g-h)
Önceki hükümleri tüm kaldırdı ortadan. (28)
Öyle bir kitap ki bu, hep içinde neki var; (29/a-b-c )Bütün Peygamberleri, sevgiyle selamlayan; (31)Gazdan başlayan hayat ve sonsuzluğa kadar! (30)
Âdem’den önceleri ve sonraları kapsıyan!
Bindörtyüz sene evvel, yüksek ilimleri sen;Bu sonsuz gerçeklerden, bazıları şunlardı,Vahiyle bildirmiştin, insanlar bilmez iken! (32)
İnsanlık asırlandan sonra farkına vardı!
Göklerle yer bitişik iken, yarıp ayırdık, (33)Arz kıtalar halinde, hayat başladı sudan; (35)Sonra arza üstünden biraz baslılar yaptık. (34/ a-b)
Hakk yarattı Âdemi, kuru temiz çamurdan! (36)
Yuvarlaktır dünyamız, tavanıysa korunmuş; (37)Ve en büyük müjdeyi, yeminlerle bildirdin;Gökyüzü atmosferi, sanki bir kubbe olmuş! (38)
“Şu görünen yıldız” a, erişecektir bu din! (39)
Dağları görürsün ki, sabittir duruyorlar; (40)Yani dönüyor dünya, siz görmeseniz bile;Gerçekte ise onlar, sür’atle yürüyorlar!
Hem kendi çevresinde, hem de güneşinkinde!
Güneş ziya, Ay’sa nur; yüzüyorlar durmadan,Bir ölçüyle inmekte yağmur, üzerimize; (42)Samanyolu’yla bile, Galaksi’ye vurmadan! (41)
Kur’an mucizesiyle şifa, her derdimize! (43)
Semaya çıkan insan; hem kafir, hem müslüman, (44)Kafir önce inanmaz ve sonunda inanır; (46)Semanın duası var, okunur orda heman! (45)
Nefsinde ve ufukta, o âyetleri tanır! (47)
Burc’dan Burc’a geçerler, binerek vasıtaya; (48/a-b)Semadan düşer gibi, tabiri bizler için;Tedbirler alınmakta, göğüsler daralmaya! (49)
İkaz-ı İlâhidir; çıkmıyorsunuz, niçin?
Çıkmadan düşmek olmaz, demek ki çıkılacak; (50)Ölüm erişir size, burçlarda olsanız de; (51)Uzay astronotları, kim derdi ki yanacak?
Ay da ziyaydı önce, nur oldu en sonunda1 (52)
Kur’an dikkat çekiyor, tâ parmak uçlarına; (53)Anne karnında insan, üç karanlık içinde;Zerreden daha küçük, atom parçalarına! (54)
Yaratılır da sonra, olur başka biçimde! (55)
Firavn’ı boğdu deniz, ve korundu bedeni;Tam üç bin yıldan sonra, Kızıl deniz yanında;İbret alınsın diye, bildirildi nedeni! (56/a)
Buldular İngilizler, bir kazının sonunda!
Secde halinde iken, dona kalmış vücudu;Ve Musa’nın asası, nasıl yardı denizi? (57)Ümitsizlik secdesi, kabul olunmuyordu! (56/b)
Ey insanlar çalışın, deneyin bilginizi!
Karınca ve kuşlarla, konuşurdu Süleyman; (58)Dağlar da zikrederdi, Hazret-i Davud ile; (59)Bu sırları da halen, çözememiştir insan!
O koskoca kayalar, nasıl gelirdi dile!
Bir aylık mesafeye, bir gün akşama kadar;Tam üç yüz yıl yaşadı, Ashab-ı Kehf uykuda;Gider döner Süleyman, onu taşırdı rüzgar! (60)
Sonra Allah uyardı onları, mağarada!
Bu ince hesap farkı, ne güzel bir uyarı!Kameri; üç yüz dokuz yıl, eder uykuları; (61)
Bu olayların hepsi muhal olmaktan çıktı;
Demek ki İslâm dini, tüm fenlere açıktı!
Ufukları gösterdin, bize yüce Peygamber;“İstanbul’un fethi”ni, müjdelemiştin bize; (62)İnsanlık için sensin; en son, en büyük önder!
Zikir gibi tefekkür, farzdır üzerimize! (63)
Ebû hureyre ile şu gerçeği bildirdin;
İki ilim ondaydı, yalnız birini verdi;İlim Süreyya’daysa, onu almaya gidin! (64)
“İkincisini açsam, kesilir boynum” derdi! (65)
İki deniz bitişik, biri acı ve tuzlu; (66/a)Yerde yaşayanlarla, gökteki yaşayanlar; (67/a-b-c-d)Perdelidir karışmaz, ötekiyle tatlı su! (66/b)
Birleşebilir bir gün, bunu bilsin insanlar!
Onları yaratarak, dağıtan yüce Kudret;Kur’an-ı Kerim’inde, semadaki yollara; (69/ a-b)Toplar dilediği an, buna muktedir elbet! (68/a-b)
Yemin ediyor Allah, bu davettir kullara!
Kuvveti buldu beşer, çıkabildi yıldıza; (70/a)Allah, iki doğunun, iki batının Rabbi, (71/a)İkinci doğu-batı, girmedi konumuza! (70/b)
Birisi bildiğimiz, ya ikincisi hani? (71/b)
Henüz bulamadılar, bu ikinci güneşi, (72)Her bitkiyi, erkekli-dişili yarattı Hakk, (74)Yüce kutsal Kur’an’ın, hiç olur mu bir eşi? (73)
Rüzgarı taşıyıcı, aşılayıcı mutlak! (73)
Rüzgar olmasa asla, meyve vermez ağaçlar;Her şey zikreder Hakk’ı, demek ki her şey canlı (77/ abcçdef)İnsanlar gibi toplum, tüm hayvanlar ve kuşlar! (76)
Bir atom manzumesi , güneş kadar nizamlı!
Taş selam verdi sana, kütük ağlamıştı ya! (78)İbrahim’i yakmayan ateş, neyi duymuştu?Hazret-i Musa niçin, asayı vurdu suya? (79/a-b)
“İbrahim’e serin ol!” buyruğuna uymuştu! (80)
Taş Allah korkusundan, yuvarlanır yerinden;Nuh gemisi, vâhiyle yapılmıştı o zaman; (82)Bazılarında ise, su fışkırır derinden! (81)
Semaya çıktı İdris, ve inmedi oradan! (83)
Binlerce yıllık haber, Kur’an’ın mucizesi;Ümmetin olmak için, İsâ gökte yaşıyor; (84)Kur’anın kaynağıysa, kalbinin berrak sesi!
İslam’a hizmet etmek , hasretini taşıyor ! (85)
Dostlarına demişti, ben gidecem ve fakat;Ben sizlere görevli, O ise kainata;Kainatın reisi, gelmek üzere mutlak! (86/a-b-c-ç)
Tekrar dönecem bir gün, kavuşacam mutlaka!
Asmadılar İsa’yı, ve öldürmediler de; (87)Vefat edince İsa, gömülecek yanına;Ümmetin olmak için, inecektir ilerde! (88)
Ve misafir, olacak Kainat Sultanı’na! (89)
Senden önce kimsenin, ermediği mertebe;Toprak temizleyici ve temiz oldu sana; (90/b)Tüm dünya mescid oldu; hatta deniz, dağ, tepe (90/a)
Su olmazsa teyemmüm, farz tüm müslümanlara! (91)
Yalnız ümmetine helal oldu ganimet; (90/c)Bir aylık mesafeden, korkardı düşmanların; (90/e)İsmini duyanlara, erişir idi heybet! (90/d)
Görevli meleklerdi, senin koruyanların! (92)
Ümmetlerin içinde, en hayırlı senin ki; (93/a-b)Yine ümmetine has, bir de zikir halkası;Namaz safları ise, aynen meleklerin ki! (90/f)
Melekler çevreliyor, hallerin şahikası! (94/a-b)
“Farzlar ve nafileyle, yaklaşırsa bir kulum;Sana verildi Kevser, Liva-i Hamd senindir (96)Onu sever; gören göz, tutan eli olurum! (95)
Şeytan’ın İslâm oldu, bu senin eserindir! (90/g)
Arz’ın anahtarları, ancak verildi sana; (90/h)Adem yaratılmadan ben peygamberdim, dedin; (97)Kat’iyyen verilmedi, önceden başkasına!
Yaratılışta ilksin, ve sonu mühürledin!
Son buldu Peygamberlik, senin yüce şahsında; (98)Yalnız sana verilen, bir de Kadir Gecesi;Gaye senin gelmendi, amaç sendin aslında! (99)
Bin aydan hayırlıdır, ikramın en yücesi! (100)
Kur’an mucizesiyse, bâkidir sonsuza dek;Dokunamaz harfine, her an yepyeni durur;Koruyucusu Allah; ne insan,ne de melek! (101)
Hükümleri ebedi, sonsuza dek uyulur! (102)
Minberinle evinin, arasını duyurdun;Cennetteki havzımın, üzerindedir minber; (103/b)Cennet bahçelerinden bir bahçedir, buyurdun! (103/a)
Diyerek ilan ettin gerçeği, ey Peygamber!
Mescidinde kılınan; bir namaz, bin mislidir, (90/i)Diğer camilerde bir , orda bin misli sevap; (104/a)Yalnız Beytullah hariç, bu hüküm umumidir!
Lütfunla bizleri de, ona bağışla ya Rab!
Selamınızı alır, karşılarım kabrimden;Musa’yı hem kabrinde, namaz kılarken buldun; (105/a)Ruhumu salar bana, ki eminim Rabbimden! (104/b)
Sonra mi’rac anında, hepsine imam oldun! (105/b)
Tüm Peygamber ruhları, tâbi oldular sana;Zaten; İmam-Hatibi benim, dedin mahşerin, (106)Ve de namaz kıldırdın, ta’zim için Rahman’a!
Sancağımın altıdır, hatta tüm peygamberin!
Toplanacakları yer, övünmek için demem; (107)Yine tüm insanlığın, tek efendisiyim ben; (108)Ancak hak, gerçek budur, gereklidir söylemem!
Rabbim böyle buyurdu, konuşamam kendimden! (109)
Parmak işaretinle, ay yarıldı ikiye;(110/a-b)Tüm ümitler kesilip, susuz kalmışken insan;Ağaçlar sana geldi, derhal çağırdın diye! (111)
Şarıl şarıl pınarlar, aktı parmaklarından! (112)
Göğsün açıldı, ismin yükseldi sonsuza dek; (113)Ve tercih etmek seni, kendi varlığımıza; (115)Sana mutlak itaat, ayrıca tazim etmek; (114)
İmanın şartı oldu, şükrolsun Rabbımıza!
Senin kokundan üstün; ne misk, ne amber vardı;Kalbim uyumaz dedin, Vahiysiz konuşmazsın;(117)O mübarek vücudun, ne kokular saçardı! (116)
Sırtınla da görürsün, tariflere sığmazsın! (118-119)
Allah ve melekleri, salat ediyor sana,(120)Rabbim yakınlığını, sevgilerle duyurdu;Teslim olmak; salavat farz, tüm müslümanlara!
Bizler bilelim diye, bakın neler buyurdu;
Biat ettiler sana, Hudeybiye semtinde;Sana biat ettiler, bana oldu o biat;Senin elindi ama, benimkiydi üstünde! (121)
Cebrail sana dedi: “Toprağı küffara at!” (123)
Sen atarken ben idim, o toprağı fırlatan;Ve seni vekil etti, konuşturdu namına;Tüm küffar askerini, hezimete uğratan! (122)
“Ey kullarım!” dedirtti, günahkar kullarına! (124/a)
Senin cümlenle, ümit kapılarını açtı; (124/b)Senin mevcudiyetin, varlığın hürmetine;Bütün günahkarlara, rahmetlerini saçtı!
Toplu azaplar kalktı, hatta küffardan bile!
“Taş yağdır! Diyenlere,azap etmem kat’iyyen;Çünkü gönderdi seni, âleme rahmet için; (126)sen içlerinde iken”, bilinsin ebediyyen! (125)
Raûf-Rahîm ismini, sana vermişti niçin? (127)
Birbirini çağırır gibi , seni çağırmak;Konuşmak yüksek sesle, senin yakın çevrende; (128)Ve iznini almadan, huzurundan ayrılmak....
Haramdır mü’minlere, her zaman ve her yerde.(129)
Hulle İbrahim’e has, konuşmaksa Musa’nın;Gaybı bilen Allah’tır, açmam dedi beşere;Nur Cemâl’i görmekse, Muhammed Mustafa’nın!(130)
Yalnız açarım onu, sevdiğim Peygambere! (131)
İşte bu lütuflarla, tâ kıyamete kadar;Seni ne kadar sevsek, seni ne kadar övsek;Olacak olaylardan, verdin bizlere haber!(132)
Bir hiç kalır yanında,acaba nasıl etsek? (133/a-b)
Acaba nasıl etsek , nasıl etsek acaba?Bir âh etsek de yansak, bir âh etsek de yansak;Tüm kirlerden arınsak, kavuşabilsek sana.
Ve huzuruna varıp, ayağına kapansak...(134/a-b)
O mübarek yüzünü, yüzümüze çevirsen;İşte o zaman kalpler, itminan bulur ancak;Ve baksan gözümüze, razıyım sizden desen!
Ya Resulullah! Bu an nasıl mümkün olacak?
Sen varlık yüzüğünün üstünün elmas taşı!Bütün nurlar, nurunun gölgesi olur ancak,Sen ki ezel nurundan, nurların en üst başı!
Elbette bu gözeden, tüm nurlar parlayacak!
“Nurlar saçan bir kandil” , dedi Rabbin şanına; (135)
Seni yüceltmek için, tâ aldırdı yanına!
Miraç mucizesiyle, Arş’ı âla’ya çıktın; (136)
İnanan insanlara , rahmetleri akıttın!
Ne irfanlar o anda; açıldı da, açıldı…. (137/a)
Ne rahmetler ve nurlar; saçıldı da, saçıldı…
Arş-ı âla, melekler, her zerre bu törende;
Buna benzer bir olay, görülmedi evrende!
Miracını kutlasın, yerde-gökte neki var;
Atom zerrelerinden, tâ Süreyya’ya kadar!
Öyle bir tören ki bu; insan, cin, melek hayran;
Yedi kat gökler ve arş, hatta kürside seyran! (138)
Ne büyük ikramdır ki, bu yolculuk ânında;
Mesafeler katlandı, sonsuzluk mekanında!
Diğer Peygamberler de, mirac ettiler mutlak; (139)
“Kabe Kavseyn ev ednâ”, sana verildi ancak!
Bir yayın iki ucu, arasından daha az; (140/a)
Yakînine ererek, öylece kıldın niyaz! (137/b)
En fazla seni sevdi, “Sevdiğim” dedi sana;
Sen ise yakîn oldun, eriştin muradına!
Gözünün gördüğünü, yalanlamadı kalbin; (141)
Çünkü en yakînine almıştı, seni Rabbin! (140/b)
Ve yok olmuştu O’nda, tüm geçmiştin kendinden;
Bu ancak sana ait, bir vergiydi Rabbinden!
Bir makam ki Cebrail, giremezken oraya; (139),(142)
Davet etti yüce Hakk, ey dostum gel buraya!
İlahi! Bu ne ikram, bu ne izzet, bu ne şân?
En kutsal makamda sen, bir de Resul-i Zişân!
Rabbi ile yüz yüze, öz öze nur deryası; (143)
Bir sohbet, bir huzur ki huzurun en âlası! (144-145)
Dil âciz, idrak âciz, hâli vasfeyleme;
Onu ancak kendisi, muktedir söylemeye!
Ya Resulallah! Lutfet, yolunda fân olalım!
Canı binlerce verip, sana kurban olalım!
Ozaman sevgin ile, yaşarız sonsuza dek;
O zaman mümkün olur, ebediyen ölmemek!...(146)
