Şeytan'in Kalbe Giriş Yollari
Şeytan'in Kalbe Giriş Yollari
Kalbin misali, bir kalenin misaline benzer. Şeytan, kaleye gir-mek isteyen bir düşmandir. Onu kuşatip sahip olmak ister. Kaleyi düşmandan korumak ancak kapilarini, giriş noktalarini ve kalede acilan delikleri korumak ve oralarda nöbet beklemek sûretiyle mümkündür. Kalenin kapilarini bilmeyen bir kimse, o kapilarin nöbetciliğini yapamaz. Bu bakimdan kalbi, şeytanin vesveselerin-den korumak farzdir. Hem de her mükellef kulun üzerine farz-i ayindir. İnsanin, sayesinde farza yetiştiği şey de farzdir. Şeytani defetmeye insanoğlu ancak onun giriş noktalarini bilmekle muktedir olabilir. Bu bakimdan onun giriş noktalarinin bilinmesi farzdir. Şeytanin giriş noktalari ve kapilari kulun sifatlaridir. Bu sifatlar pek coktur. Fakat biz kocaman yollar ve gecitler mesabe-sinde olan büyük yollarina işaret edeceğiz. O yollar ki binlerce as-kerin yürümesiyle dahi daralmaz. Bu bakimdan şeytanin büyük kapilarindan biri gazap (öfke) ve şehvettir. Çünkü öfke, aklin kandiricisi ve helâk edicisidir. Ne zaman aklin askeri zayiflarsa, şeytanin askeri hücuma gecer ve ne zaman insan öfkelenirse, şeytan onunla oynar, tipki cocuklarin topla oynadiği gibi...
Rivayet ediliyor ki İblis, Hz. Musa'ya (a.s) rastladi ve ona şöyle dedi: 'Ya Musa! Sen o kimsesin ki Allah Teala seni peygam-berliğine secmiş ve seninle konuşmuştur. Ben de Allah'in bir mahlukuyum. Günah işledim ve tevbe etmek istiyorum. Bu bakimdan rabbimin yaninda bana şefaatci ol ki rabbim tevbemi ka-bul etsin'. Musa (a.s) 'Olur' dedi, sonra dağa cikip rabbi ile konuştuğu zaman oradan inmek istedi. O vakit Allah Teâlâ,
54) Buhâri, Müslim
88 ihya-i Ulûm'id-Din
Musa'ya 'Ya Musa! Emanetini yerine getirdim. O halde git kendi-sine söyle, tevbesinin kabul olunmasi icin gitsin Âdem'in me-zarina (tâzim) secdesinde bulunsun'. Bundan sonra Musa (a.s), İblis'e rastladi ve kendisine dedi ki: Ya İblis! Senin dileğin kabul edildi. Tevbenin kabul edilmesi icin, Âdem'in kabrine secde et-mekle emrolundun'. Bu söz üzerine İblis öfkelenip böbürlendi ve dedi ki: 'Âdem hayatta iken ben ona (tâzim) secdesi yapmadim. Kaldi ki şimdi ölüdür. Şimdi ben ona secde mi yapacağim?' Sonra dedi ki: Ya Musa! Sen rabbinin yaninda benim icin şefaatte bu-lunduğundan dolayi senin bende bir hakkin vardir. O halde (o hakki ödemek icin sana şunlari tavsiye ediyorum): Beni üc şeyin yaninda hatirla! Böyle yaptiğin takdirde o üc şeyde seni helâk et-meyeceğim:
1. Öfkelendiğin zaman öfkenin benden geldiğini hatirla. Çünkü o anda benim ruhum senin kalbinde, gözüm senin gözündedir ve ben sende, kanin dolaştiği yerlerde dolaşmaktayim. Öfkelendiğin zaman beni hatirla! Çünkü insanoğlu öfkelendiği zaman ben onun burnuna üflerim, o âdeta ne yapacağini bilmez bir şaşkina döner.
2. Düşmanla karşi karşiya geldiğin zaman beni hatirla! Çünkü ben o anda âdemoğluna gelir, ona zevcesini, cocuğunu hatirlatirim. O arkasini düşmana cevirip kacincaya kadar, ya-kasini birakmam.
3. Sakin mahremin olmayan bir kadinin yaninda oturma! Çünkü ben o kadinin sana gönderilmiş elcisi olurum! Senin de ona gönderilmiş elcin olurum. Seni onunla ve onu da seninle fitne-lendirinceye kadar elcilik vazifeme devam ederim.
Şeytan bu sözüyle şehvet, öfke ve harisliğe işaret etti. Çünkü düşmandan kacmak dünyaya haris olmaktan ileri gelir. Şeytanin, Hz. Âdem'in ölüsüne secde etmekten kacinmasi ise haseddir ve hased de şeytanin giriş noktalarinin en büyüklerindendir.
Rivayet edildiğine göre, velilerden biri şeytana der ki: 'Âdemoğlunu nasil mağlup ettiğini bana göster!' Şeytan da ona şöyle cevap verir: 'Ben öfke ve hevâ-i nefis âninda onun yakasina yapişirim'.
Kitabu Şerh-i Acâib'il-Kalb 89
Hikâye ediliyor ki İblis bir rahibe göründü. Rahip, İblis'e şöyle sordu:
- İnsanoğlunun hangi ahlâki sana daha yardimcidir?
- Hiddeti! Çünkü kul, hiddetli olduğu zaman, cocuklarin topu evirip cevirmesi gibi biz de kendisini evirip ceviririz.
Şeytanin şöyle dediği rivayet ediliyor: 'Âdemoğlu nasil beni mağlup edebilir? Zira o razi olduğu zaman, ben gelir kendisinin kalbine oturuncaya kadar ona yaklaşirim. Öfkelendiği zaman da onun kafasinda karar buluncaya kadar ucarim!'
Şeytanin büyük kapilarindan biri de hased ve hirstir. Bu bakimdan kul ne zaman herşeye karşi haris ise, harisliği onu şeylerin ayibini görmekten kör ve duymaktan da sağir eder. Zira Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Bir şeyi sevmen, seni hem kör eder, hem sağir! (Onun ayibini görmekten seni kör, kusurunu dinlemekten de sağir yapar).55
Basiret nûru ile şeytanin giriş noktalari bilinir. Ne zaman ha-sed ve hirs basireti örterse, artik insanoğlu şeytanin giriş nokta-larini görmez olur. O zaman şeytan firsati elde eder ve haris bir kimseye şehvete götüren her şeyi güzel gösterir, hatta şehvete gö-türen şey münker ve fahiş olsa dahi...
Rivayet ediliyor ki Hz. Nuh (a.s) gemiye bindiği zaman, her canlidan bir cifti gemiye aldi. Nitekim böyle yapmasini Allah ken-disine emretmişti. Bu esnada gemide tanimadiği bir ihtiyar gördü. Nuh (a.s) bu ihtiyara 'Seni buraya getiren nedir?' diye sordu. İhtiyar 'Ben buraya senin arkadaşlarinin kalplerine vesvese ver-mek icin girdim, ta ki onlarin kalpleri benimle, bedenleri seninle olsun!' dedi. Bunun üzerine Nuh (a.s) ona 'Ey Allah'in düşmani! Gemiden cik! Çünkü sen Allah'in rahmetinden uzaklaştirilmiş bir mel'unsun' dedi. Bunun üzerine İblis, Hz. Nuh'a dedi ki: 'Beş şey vardir, onlar vasitasiyla insanlari helâk ederim. Onlardan üc
Cevap: Şeytan'in Kalbe Giriş Yollari
tanesini sana haber vereceğim. İki tanesini ise bildirmeyeceğim'. Bunun üzerine Allah Teâlâ, Nuh'a vahy göndererek 'Sana söyle-yeceği o üc şeye ihtiyacin yoktur. Bu bakimdan onlari değil de söy-lemek istemediği o iki şeyi haber versin' dedi. Hz. Nuh (a.s) İblis'e şöyle sordu: 'Söylemek istemediğin o iki şey nedir?' İblis 'O iki şey sayesinde beni yalanlamazlar, bana muhalefet etmezler, onlar vasitasiyla halki helâk ederim. Onlardan biri hased, diğeri de hirstir! Hasedden ötürü lânetlendim ve Allah'in rahmetinden ko-vulmuş bir şeytan oldum. Hirsa gelince, o da Adem'e (a.s) bir ağac haric, bütün cennet mübah kilindi. Ben ihtiyacimi, hirstan ötürü Âdem'den koparabildim' dedi.
Şeytanin büyük kapilarindan biri de her ne kadar helâl ve saf ise de doyasiya yemektir. Çünkü doymak, şehveti takviye eder. Şehvetler ise şeytanin silahlaridir. Zira rivayet ediliyor ki İblis, Yahya b. Zekeriyya'ya göründü. Yahya (a.s) şeytanin üzerinde cengellerin takili olduğunu gördü.
- Ey İblis! Şu cengeller nedir?
- Bunlar şehvetlerdir! Onlarla Ademoğlu'nu avlarim!
- Acaba bunlarda bana ait birşey de var mi?
- Sen bazen doyuyorsun! Biz bu takdirde senin namaz kilmani ve zikir yapmani ağirlaştiriyoruz.
- Acaba bundan başka bir şeyim var mi?
- Hayir!
- Yeminim olsun ki artik ebediyyen karnimi yemekle doyurma-yacağim.
- O halde benim de yeminim olsun ki, bundan böyle hicbir müs-lümana nasihatta bulunmayacağim.
Çok yemekte alti tane kötü haslet vardir:
1. Allah korkusunu kalpten cikarir.
2. Halka karşi merhameti kalpten söker. Çünkü tok bir kimse herkesin tok olduğunu zanneder.
3. İbadetleri ağirlaştirir.
Kitabu Şerh-i Acâib'il-Kalb 91
4. Tok bir kimse hikmetli bir konuşmayi dinlediği zaman o konuşmanin kalbinde bir incelik meydana getirdiğini hissetmez.
5. Tok bir kimse, vaazda bulunur ve hikmetli konuşursa onun konuşmasi halkin kalbine tesir etmez.
6. Tokluk, kişide ceşitli hastaliklar doğurur ve hastaliklarini artirir,
Şeytanin kapilarindan biri de ev eşyasi, elbise, evin süsü ve fazla konforu sevmektir. Çünkü şeytan, bu süsün insanoğlunun kalbinde galip olduğunu görünce o kalpte yumurtlar, civcivler cikarir ve böylece daimi bir şekilde insani evi tamir etmeye davet eder. Evin tavanini ve duvarlarini süslemeye, odalar ve salonlari genişletmeye teşvik eder. Elbisenin ve bineklerin süsüne davet eder ve bu hususta Ömrü boyunca onu kendisine hizmetci yapar. Onu bir defacik buraya soktuğu zaman ikinci bir defa uğraşmasina ge-rek kalmaz. Çünkü bu şeylerin bazisi insanoğlunu diğerine cekip sürükler ve götürür. Böylece insanoğlunu bir şeyden diğer bir şeye -eceli gelip ölünceye kadar- bu dünya sevgisi sürükler götürür. İnsanoğlu, şeytanin yolunda ve hevâ-i nefsinin arkasindadir ve bu gidişatindan ötürü imansiz gitmesinden korkulur. Böyle bir gidişattan Allah'a siğiniriz!
Şeytanin büyük kapilarindan biri de halkin elindekine göz dikmek ve tamahkârlik yapmaktir. Çünkü bu tamahkârlik kalbe galip geldi mi, şeytan, malina göz diktiği kimseye karşi tasannu yapmasini ve süslü püslü görünmesini, riya ve hilelerin ceşitlerine bürünerek yağcilik yapmasini kendisine süslü gösterir. Hatta insanin tamah ettiği şey sanki onun ilahi olur! Böylece şeytan daimi bir şekilde o şeyi insana sevdirmenin yollarini araştirip durur ve bu hedefe varmak icin her careye başvurur. En azindan insanoğlu malina göz diktiği bir kimsede olmayan sifatlarla o kimseyi över, ona karşi emr-i bi'l-ma'rûfu (iyiliği em-retmeyi) ve nehy-i an'il-münker'i, (kötülüğü yasaklamayi) terket-mek sûretiyle yağcilik yapar.
Saffan b. Selim rivayet ediyor ki: İblis, Abdullah b. Hanzele'ye göründü ve kendisine şöyle dedi:
- Ey Hanzele'nin oğlu! Benden sana öğreteceğim birşeyi ez-berle.
92 İhya-i Ulûm'id-Din
- Senden gelen birşeye ihtiyacim yok!
- Benden öğreneceğin şeye bir bak, eğer hayir ise tut, şer ise reddedip at! Ey Hanzele'nin oğlu! Allah'tan başka hic kimseden rağbet ederek isteme ve sorma, öfkelendiğin zamanda durumunun nasil olduğuna dikkat et! Çünkü öfkelendiğin zaman senin gemin benim elime gecer'.
Onun büyük kapilarindan birisi de acele etmek ve işlerde tah-kik yapmayi birakmaktir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle bu-yurmuştur:
.i
Acele şeytandandir. Yavaşca ve teenni ile hareket etmek Allah'tandir.56
Allah Teâlâ da şöyle buyurmuştur: İnsan aceleci yaratildi. (Enbiya/37) İnsan pek acelecidir.
(İsra/11)
Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur'an oku-mada acele etme!
(Tâhâ/114)
Aceleciliğin, şeytanin büyük kapilarindan olmasinin sebebi şudur: Amellerin, görme ve marifetten sonra yapilmasi daha uy-gundur. Görmek ise, düşünmeye ve zamana muhtactir. Acelecilik ise, insani bundan mahrum eder. Acelecilik aninda şeytân -in-sanoğlunun bilmediği şekilde- şerrini insanoğlunun kalbine zer-keder.
Rivayet edliyor ki; Meryem oğlu İsâ (a.s) doğduğu zaman şeytanlar İblis'in yanina gelerek dediler ki: 'Putlar tepetaklak oldu! (Bu nedendir)?' İblis 'Muhakkak bu, bir hâdiseden ötürüdür. Siz durun da ben tedkik edip geleyim' dedi. Yeryüzünü gezip dolaşti. Hicbir şey görmedi. Sonra Hz. İsâ'nin doğduğunu öğrendi
56) Tirmizi
Kitabu Şerh-i Acâib'il-Kalb 93
ve bakti ki melekler onun etrafini cepecevre sarmişlar. Bu manza-rayi gördükten sonra, kendisine başvuran şeytanlara dönüp geldi ve dedi ki: 'Dün gece bir peygamber doğmuş. Hicbir kadin yoktur ki gebe kaldiği ve doğurduğu zaman, ben onun yaninda hazir bu-lunmayayim. Ancak bu cocuk müstesna... Siz bu geceden sonra putlara ibâdet edileceğinden ümidinizi kesin. Fakat bundan böyle insanoğluna acelecilik ve düşüncesizlik yönünden gelin'.
Şeytanin büyük kapilarindan biri de dirhem ve dinar (para) ile menkul, gayr-i menkul servetlerin diğer siniflaridir. Zira insanin ihtiyacindan fazla olan her servet şeytanin istikrar bulduğu yerdir. Çünkü beraberinde gidasi ve nafakasi bulunan bir kimsenin kalbi, üzüntülerden uzaktir. Eğer bu kişi, mesela bir yolda yüz dinar bulsa, kalbinde o şehvet kabarir. Bu şehvetlerin herbiri, başka dinarlara muhtac olur. Dolayisiyla elde ettiği yüz dinar ona kâfi gelmez. Çünkü dokuz yüz dinara daha muhtactir. Oysa yüz dinari bulmadan önce zengindi. Şimdi ise, bulduğu yüz dinarla zengin olduğunu zannetti. Oysa onunla beraber dokuz yüz dinara daha muhtac oldu ki onunla tamir edeceği bir evi, cariyesi, ev eşyalari olsun, güzel elbiseler satin alsin. Bütün bunlar ise, kendisine uygun düşen başka şeyleri ister. Bu istekler ise sonsuza doğru gider! Böylece kişi bir ucuruma yuvarlanir ki onun sonucu cehennem derinliğidir ve cehennemden başka onun sonucu yoktur!
Sâbit el-Bennâni der ki: Hz. Peygamber, peygamber olarak vazi-felendirildiği zaman, İblis yardimcilarina 'Yeryüzünde bir hâdise koptu. Onun ne olduğunu tedkik ediniz' diye emir verdi. Şeytanlar yeryüzüne dağildilar, yorulup bitab düşünceye kadar gezdiler. Sonra gelip 'bilmiyoruz' dediler. İblis onlara 'Ben size bu haberi getiririm' dedi. Gitti, hayli dolaştiktan sonra geldi ve dedi ki: 'Allah, Muhammed'i peygamber olarak göndermiştir'.
Sabit der ki: Bundan böyle İblis, şeytanlarini ashâb-i kirâm'a gönderdi. Şeytanlar mahrum olarak, İblisin yanina döndüler ve şöyle dediler: 'Biz bunlar gibi bir kavim görmedik, onlari al-datiyoruz, sonra namaza kalkiyorlar ve o günahlari siliniyor!' İblis 'Onlar hakkinda sabirli olun! Umulur ki Allah onlara dün-yayi acsin. O vakit biz ihtiyacimizi kendilerinden aliriz' dedi.
Rivayet ediliyor ki Hz. İsâ birgün bir taşi yastik edindi. İblis onun yanindan gecerek şöyle dedi: 'Ey İsa! Sen dünyaya rağbet mi
94 İhya-i Ulûm'id-Din
ettin?' Bu söz üzerine Hz.İsâ (a.s) taşi aldi ve İblis'e firlatarak şöyle dedi: İşte bu, dünya ile beraber senin olsun!'
Hakikaten bir taş alip uyku sirasinda onu yastik yerine kulla-nan bir kimse şeytanin eline kendisini kandirmak icin bir koz vermiştir. Çünkü mesela geceleyin namaza kalkan bir kimse, yastik edinecek bir taş yakininda bulunduğu zaman, o taş onu uy-kuya ve kendisini yastik yapmaya davet eder. Eğer böyle bir taş ol-mazsa, uyku onun kalbine gelmez ve uykuya bir isteği de olmaz. İşte bir taş böyle ise, acaba yumuşacik yastiklar, yayili yataklar, güzel tenezzühler edinenin hâli ne olacaktir? Böyle bir kimse Allah'in ibâdetine ne zaman dalacaktir?
Şeytanin büyük kapilarindan biri de cimrilik ve fakirlikten korkmaktir. Zira insani infak etmekten ve sadaka vermekten, an-cak cimrilik ve fakirliğin korkusu meneder. İnsani azik edinmeye, mal biriktirmeye ve elem verici azaba davet eden cimriliktir. İstifciler icin Kur'an'in buyurduğu gibi, va'dedilen de budur.
Hayseme b. Abdurrahman57 der ki: Şeytan şöyle dedi: Eğer Âdemoğlu beni bir defa mağlup ederse de, kesinlikle üc şeyde beni mağlup edemez:
1. Ona mali, hakki olmayan yerden edinmeyi emrettiğim,
2. Mali, hakki olmayan yere infak etmesini emrettiğim ve,
3. Mali, hakkindan menetmeyi emrettiğim zaman. Yani al-masina müstehak olmadiği bir yerden almayi, müstehak olmayan bir kimseye infaki ve müstehak olan bir kimseden menetmeyi ken-disine emrettiğim zaman, bana muhalefet etmez.
Süfyan es-Sevri der ki: -'Şeytanin, fakirlik korkusu kadar keskin bir silahi yoktur. Ne zaman onun bu vesvesesi kabul edilirse, bâtila başlar, hakki meneder, hevâ-i nefisle konuşur ve rabbi hakkinda kötü zanlara kapilir!'
Cimriliğin âfetlerinden biri de mal toplamak icin pazarlardan ayrilmamaya heves etmektir. Oysa pazarlar, şeytanlarin yuva-laridir, daimi olarak şeytanlar orada merkez kurarlar. Oradan
57) Ebu Sire Yezid b. Mâlik Cafi'nin oğludur. Babasi ve dedesi sahabedendi. İbn Main ve Nesâi'ye göre güvenilir bir kimsedir. Çok cömert olduğu söylenmiştir. Hicri 80 senesinden sonra vefat etmiştir.
Kitabu Şerh-i Acâib'il-Kalb 95
ayrilmayan bir kimse aldatilabilir. Nitekim Ebu Umâme Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle buyurduğunu nakleder:
İblis yeryüzüne indiği zaman şöyle dedi:
- Ya rabbi! Beni yeryüzüne gönderdin ve beni rahmetinden uzaklaştirdin. O halde bana bir ev ver.
- Senin evin hamamlardir.
- Yarab! Bana bir meclis ver!
- Senin meclisin carşilar, pazarlar ve yol kavşaklaridir.
- Yarab! Bana bir yemek ver.
- Senin yemeğin, üzerine Allah'in ismi anilmayan yemektir.
- Yarab! Bana bir icki ver!
- Senin ickin, akli gideren her türlü şeydir.
- Yarab! Bana bir müezzin ver!
- Senin müezzinin 'mizmar' denilen calgi aletleridir.
- Yarab! Bana bir Kur'an ver!
- Senin Kur'an'in şiirdir.
- Yarab! Bana bir kitap ver!
- Senin kitabin derilere yapilan dövmelerdir.
- Yarab! Bana bir hadis ver!
- Senin hadisin yalandir.
- Yarab! Bana avlanma aletleri (tuzaklar) ver.
96 İhya-i Ulûm'id-Din
- Senin avlanma aletlerin (tuzaklarin) kadinlardir!58
Şeytanin büyük kapilarindan biri de mezhepler, hevâ-i nefisler icin gösterilen taassub ve hasimlara karşi kin gütmek, onlara is-tihza ve istihkâr gözüyle bakmaktir. Bu hareketler, hem âbid, hem de fâsik kimseleri felâkete götüren hareketlerdir! Zira halki ayiplamak, onlarin eksikliklerini zikretmekle meşgul olmak, tabi-atta yaratilmiş yirtici sifatlardan bir sifattir. Ne zaman şeytan, in-sanoğluna bunun hak olduğunu hayâl ettirirse ve bu da in-sanoğlunun tabiatina uygun ise, bunun tadi insanoğlunun kalbine galip gelir. İnsanoğlu bütün himmetiyle bununla meşgul olur, bununla sevinir, övünür: Böylece din hakkinda gayret sarfettiğini sanir. Oysa şeytanlarin arkasina takilip gitmektedir! Onlardan bi-risini görürsün ki Hz. Ebubekir (r.a) icin ifrat derecede taassub gösterir, onu sever görünür. Oysa haram yer, gereksiz sözlerle ve yalanla dilini meşgul eder, fesâdin her ceşidini işler. Eğer Hz. Ebubekir kendisini görseydi, onun baş düşmani olurdu. Zira Ebubekir Siddik'i seven; onun yolunda giden, onun yaşantisina uyan, onun ağzindan cikani hifzeden bir kimsedir. Ebubekir Siddik'in (r.a) siretinden biri, fuzuli işler hakkinda konuşmak icin, ağzina taş koymasiydi. Acaba fuzuli konuşan bu insan Hz. Ebubekir'i sevdiğini ve onun ahlâkiyla ahlâklandiğini nasil iddia edebilir?
Başka bir fuzuli şey daha görüyoruz ki, Hz. Ali'nin (r.a) taas-subunu güdüyor. Oysa Hz. Ali zühd ve takvasi gereği halife olduğu zaman, üc dirheme satin aldiği ve yenlerini bileklerine kadar kestiği bir elbise giymişti. Onu sevdiğini iddia eden bu fâsik ise, ipekli elbiseler giymekte, haramdan kazandiği mallarla süslen-mektedir. Buna rağmen Hz. Ali'yi sevdiğini iddia etmektedir Oysa kiyamet gününde onun ilk hasmi Hz. Ali olacaktir. Keşke bilsey-dim, bir insanin aziz ve gözünün nûru olan evlâdini, hayati olan yavrusunu alip döven, parcalayan, saclarini ceken ve makasla et-lerini doğrayan bir kimse, bununla beraber nasil o yavrunun ba-basini sevdiğini ve onun arkasindan gittiğini iddia edebilir? Bu câni insanin, bu babanin yaninda durumu acaba nasil olur? Herkesin malûmudur ki din ve şeriat, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali ve diğer sahabe nezdinde onlarin evlatlarindan, hatta öz
58) Taberâni, el-Kebir, (cidden zayif hir isnadla)
Kitabu Şerh-i Acâib'il-Kalb 97
nefislerinden daha sevimlidir. Şer'an günah sayilan şeylere pervasizca dalanlar ise dini yirtip paramparca edenlerdir. Şehvetlerin makaslariyla parcalayanlardir. Böyle yaptiklarindan dolayi Allah'in düşmani ve velilerinin düşmani iblis'e yaklaşiyor ve onun sevgisini kazaniyorlar. Acaba bu kimselerin kiyamet gününde sahabenin ve Allah'in veli kullarinin nezdinde hallerinin ne olacağini ve nasil karşilanacaklarini tahmin edebilir misin? Hayir! Eğer perde kalksaydi ve bu kimseler, ashabin Ümmet-i Muhammed'den kimleri sevdiklerini bilseydiler, muhakkak o sahabilerin isimlerini bile bu kötü fiillerinden ötürü ağizlarina almaktan utanacaklardi. Bütün bu hakikatlerden sonra bil ki, şeytan onlara şu hayali vermektedir: Herhangi bir kimse, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'i sevdiği halde ölürse, ateş ona yaklaşmaz. Şeytan başka birisine de şu hayali vermektedir: Hz. Ali'yi sevdiği halde ölen bir kimse icin, korku sözkonusu değildir. Oysa Hz. Peygamber'i kendisinden bir parca olan kizi Hz. Fâtima'ya (r.a) şöyle derken görüyoruz:
Ey Fâtima! Çaliş ve amel et! Muhakkak ki ben Allah'in azabindan zerre kadar sana fayda verici değilim.59
Hevâ-i nefisten olarak zikrettiğimiz bir misâldir bu... İmâm Şafii, İmam Ebu Hanife, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel icin taassub gösterenlerin hükmü de böyledir. Diğer imamlarin müfrit taraftarlarinin hükmü de budur. Bu bakimdan herhangi bir kimse müctehid imamlardan birisinin mezhebini takib ettiğini iddia edip o imamin ahlâkiyla ahlâklanmazsa, bu kimsenin kiyamet gününde en büyük hasmi o mezhebin kurucusu olan imamdir. Zira o imam, kiyamet gününde bu sahtekâra der ki:
Benim mezhebim, calişmak ve amel etmekti. Sadece dil ile söylemek değildi. Dil ile söylemek ise, hezeyan kusmak icin değil, aksine amel etmek icindir. Sen amelde ve ahlâkta bana muhalefet ettiğin ve yürüyüp Allah'a vardiğin yolun-dan ibaret olan mezhebimde bana aykiri hareket ettiğin
59) Buhâri, Müslim
98 ihya-i Ulûm'id-Din
halde neden yalandan benim mezhebimin mensubu olduğunu iddia ettin?
Evet! Bu kapi, şeytanin giriş noktalarinin büyüklerindendir. Şeytan bu noktadan girmiş, âlemin coğunu helâk etmiş ve böylece Allah'tan az korkan, din hususunda basiretleri zayiflamiş bulu-nan, dünyaya olan rağbetleri oldukca kabaran, yardimcilar edin-meye fazlasiyla haris bulunan ve bunu da ancak taassub yoluyla elde edenlerin eline medreseler teslim edilmiştir! Bu kimseler, bu kötülükleri kalplerinde gizlemekte, şeytanin buradaki hilelerine muttali olmakta ve halki mütenebbih kilmamaktadirlar. Aksine şeytanin hilesini infaz etmek hususunda, şeytanin vekili olmuşlardir. Böylece halk, bu sathi görüşün üzerinde yürümekte, dinin temel meselelerini unutmuş bulunmaktadir. Böylece hem kendileri helâk oldular ve hem de helâk ettiler. Allah onlarin da bizim de tevbemizi kabul etsin!
Hasan Basri der ki: Kulağimiza geldiğine göre İblis şöyle demiştir: 'Ben günahlari, Ümmet-i Muhammed'in gözünde süslü püslü gösterdim. Fakat onlar benim belimi, tevbe-istiğfar etmek sûretiyle kirdilar. Böylece ben onlara birtakim günahlari cilveli bir şekilde gösterdim ki onlar onun günah olduğunu bilmedikleri icin ondan istiğfar etmiyorlar. Bu günahlar da hevâ-i nefistir'.
Mel'un doğru söylemiştir. Çünkü Ümmet-i Muhammed, nef-sin hevâlarinin insani günahlara ceken sebeplerden olduğunu bilmemektedir. O halde onun icin nasil istiğfar edip af dileyecek-lerdir?
Şeytanin büyük hilelerinden biri de mezheplerde ve husûmette insanlar arasinda vâki olan ihtilâflarla insani meşgul edip insana nefsini unutturmasidir.
Abdullah b. Mes'ud der ki: 'Bir kavim oturup Allah'i zikretti. Şeytan onlari dağitmak ve o meclisten kaldirmak icin geldi. Fakat buna gücü yetmedi. O oturan gruba katilmak üzere ikinci bir grup geldi. Onlar dünya işlerinden konuşmakta idiler ve böylece Allah'i ananlarin arasini bozdular. Kalkip birbirlerine girişip kiyasiya dövüştüler. Oysa bu dövüşenler şeytanin hedefi değildi. Bunlar dövüşürken, Allah'i ananlar, bu sefer, onlari ayirmak icin kalkip meşgul oldular ve böylece meclislerinden dağilip gittiler. Zaten şeytanin maksadi da bu idi.'
Kitabu Şerh-i Acâib'il-Kalb 99
Şeytanin kapilarindan biri de okumamiş avam tabakasini Allah'in zâti, sifatlari ve avamin aklinin yetmediği konularda on-lari düşünmeye zorlamasidir ki onlari dinin esasinda şek ve şüpheye düşürsün, Allah'in münezzeh olduğu hayâlleri onlarin kafalarina yerleştirsin! O hayâller ki insan onlarla kâfir veya bid'atci olur. Oysa kişinin kalbine girmiş olan şek ve şüpheden do-layi kişi mesrur ve sevincli olur. Çünkü kişi, kalbine geleni mârifet ve basiret sanmaktadir ve zanneder ki zekâsi ve fazla akliyla kendisine keşfolunan bir hakikattir. Bu bakimdan insanlarin hamakat yönünden en şiddetlisi, akilli olduğuna en fazla inananidir. İnsanlarin akil yönünden en doğrusu, nefsini en şiddetli itham edenidir ve âlimler arasinda en fazla soru soranlardir. Hz. Âişe Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle dediğini nakleder:
Şeytan herhangi birinize gelerek der ki:
- Seni yaratan kimdir?
- Beni yaratan Allah Teâlâ!
- O halde Allah'i kim yaratti?
Bu bakimdan sizden bir kimse böyle bir vesveseyi hissettiği zaman şöyle desin: 'Ben Allah'a ve onun Rasûlü'ne iman et-tim'. Zira böyle demek ve inanmak, o vesveseyi kişinin kal-binden söküp atar.60
Hz. Peygamber (s.a), bu vesvesenin tedavisi hakkinda tedkik yapmayi emretmemiştir. Çünkü âlimler değil, halk tabakasi bu vesveseyi kalbinde bulmakta ve hissetmektedir. Oysa halk taba-kasinin vazifesi; iman edip kayitsiz-şartsiz Allah'a ve nizamina teslim olmaktir, ibâdet ve gecimiyle meşgul olup, ilmi âlimlere terketmektir. Halk tabakasindan olan bir kimsenin zinâ etmesi ve hirsizlik yapmasi dahi ilim hakkinda konuşup fikir beyan
Cevap: Şeytan'in Kalbe Giriş Yollari
Cevap: Şeytan'in Kalbe Giriş Yollari
Rabbim cümlemizi muhafaza etsin ...Allah cc ebeden razı olsun