-
18-kehf:
18-KEHF:
1-2-3- Allah'a hamdolsun o öyle bir Allah'dir ki Kitabi kuluna indirdi. Hem de onun için hiçbir egrilik yapmayarak; dolambaçli degil, çarpik degil, yalani, yanlisi yok. Dosdogru bir hakim olmak üzere indirdi. Ki kendi katindan pek siddetli bir azab olan ahiret azabi ile (kafirleri) uyarsin ve iyi isler yapan müminlere sunu müjdelesin onlara kesinlikle öyle güzel bir mükafat vardir ki. Orada (cennette) devamli kalacaklardir.
4- Uyarmanin kimlere olduguna gelince, Hem su kimseleri içindir ki onlar, Allah çocuk edindi dediler. Bunlar meleklere Allah'in kizlaridir diyen Arap müsrikleri, Uzeyr'e Allah'in oglu diyen yahudiler, Mesih'e (Hz. Isa) Allah'in oglu diyen hiristiyanlardir. Öyle olmakla beraber bu hususta hiristiyanlar hepsinden fazla israr ediyorlar. Çünkü bunu dinlerinin birinci esasi saymislardir.
5- Bunun hakkinda ne kendilerinin ne de atalarinin hiçbir bilgisi yoktur. Yani bunu söyleyenler, bildiklerinden degil, bilmediklerinden, babalarini, yani atalarini veya kendilerine baba dedikleri papalarini taklid ederek söylerler. Halbuki babalarinin sözleri de bilgiden degildir.
Çünkü ilim bunu kabul etmez. O adi söz, yalniz agizlarindan çikan bir kelime olmasi açisindan büyüdü. Allah'a karsi büyük bir cüret, büyük bir günah olan koca bir laf oldu.
Burada "aba" (babalar) ve "kelime" deyimlerinin hiristiyanlara ait deyimlerden olduguna dikkat edilirse bu kelimenin, en fazla onlarin agzindan büyüdügüne bir dikkat çekme oldugu anlasilir. Tefsir bilginleri bunu hatirlatmaya lüzum görmemislerse de bu isaret açikça anlasilir. Hiristiyanlarin atalari, "Mesih oglumdur diye gökten bir ses geldi." derler dururlar. Onlar, yalan ve saçmaliktan baska bir sey söylemiyorlar.
6- Belki eger onlar, bu kitaba inanmazlarsa sen arkalarindan üzüntü ile neredeyse kendini öldürüp yok edeceksin. Yani ey bu kitabi kendisine indirdigim kulum ve Resulüm Muhammed! Bu kitaba inanmayanlar helak olacaklar. Fakat sen o büyük söyleyen yalancilarin iman etmediklerine simdiden öyle üzülüyorsun ki, iman etmezler de helak olurlarsa arkalarindan edecegin üzüntü ve esefle neredeyse kendini tüketecek dereceyi bulacaksin. O halde sen onlar için üzülme, kederlenme ve sana bu kitabi indiren Allah'a hamdederek vazifeni yerine getir.
7- Çünkü biz yeryüzündeki seyleri ona, yani yeryüzüne bir süs kildik. Mümin ve mümin olmayan insanlarin hangisi Allah'a daha itaatkar ve daha güzel amel isliyor diye imtihan edelim. Yani tecrübe eder gibi gerçekten meydana çikaralim da ona göre güzel is yapanlara, iyilik yapanlara güzel mükafat; kötülere de siddetli azab verelim.
8- Bununla beraber su da bir gerçektir ki biz o yeryüzündekileri kuru bir topraga çevirmekteyiz.Bu gün gözleri kamastiran o süsler, zinetler, yarin bakarsin dünden yokmus gibi harap ve toprak olup gidecekler. Onun için güzel amel, o fani (geçici) süslere kapilmak degil, onun sonsuza dek kalici olan yaraticisina hizmet etmektir. Su halde o yok olacak süs ve zinetlere esef ile üzülmemeli, vakit geçirmemeli de bu imtihan meydaninda en güzel amel için çalismalidir.
9- Yoksa zannettin mi ki Ashab-i Kehf ve Rakim, -"Kehf", dagda magara ve özellikle genis olanidir ki, küçügüne "gar" denilir. Türkçesi "in"dir. "Rakim", bizim kitabe dedigimiz yazili tas veya maden veya diger seylerden levha demektir.- Yani asagidaki sekliyle kissalari anlatilacak olan Kehf ve Rakim sahipleri garip mucizelerimizden midirler? Yani kuru topraklardan hayrete deger süsler çikarip insanlari, onlara düskün kilarak imtihan eden ve bu sekilde en güzel amelleri düskünlük içinde ortaya koyan ve nihayet bütün o süsleri mahvettigi halde güzel is yapanlari güzel mükafat ile ebedilestirecek olan ilahi kudretimizin hepsi çok orijinal ve güzel olan eserleri ve mucizeleri arasinda Ashab-i Kehf ve Rakim tek hayret verici ve sasilacak bir mucize mi oldular sandin? Hayir bunda sasilacak bir sey yoktur. En güzel amelleri, en sasmaya deger alametleri sonu toprak olan dünya zinetine, dünya hayatina aldanmayan, denenmis kimseler içinden ortaya çikarmak Allah'in adetidir. Allah ona benzemez daha neler yapmis ve yapacaktir. Bunun için baskalari hayret etseler de daha büyük mucizelere mazhar olan ve daha güzel ameller kendisinden istenen sen, o zanda bulunmayarak sunu hatirda tut:
-
Cevap: 18-kehf:
Meal-i Serifi
10- O gençler magaraya sigininca söyle dediler: "Rabbimiz! Bize katindan bir rahmet ver ve bizim için su isimizden bir kurtulus yolu hazirla."
11- Bunun üzerine biz de kulaklarini tikayarak magarada onlari yillarca uyuttuk.
12- Sonra da iki gruptan hangisinin, onlarin magarada kaldiklari süreyi daha iyi hesapladigini anlamak için, onlari tekrar uyandirdik.
10-11-12- Derken kulaklarina perde vurduk, yani yatirdik, uyuttuk bilelim ki iki gruptan hangisi, bekledikleri süreyi daha iyi hesapladi. Burada "bilelim" demek, fiilen ortaya koyalim ve gerçeklestirelim de kendileri bile anlasin ve iki gruptan birisi Allah'in birligine inanan, mümin Ashab-i Kehf, birisi de hasimlari olan müsriklerdir. Ayette görülecegi üzere Ashab-i Kehf uyandiklari zaman islerinde basarili olduklarini, gayelerinde isabet ettiklerini gördüler ve Allah'in rahmetine kavustular.
Bu özetlemeden sonra bunlarin dinleri, isleri ne idi? Magaraya niçin çekildiler ve orada nasil kaldilar, sonra da nasil uyandirildilar? Ayrintisina gelince:
Meal-i Serifi
13- Biz sana onlarin kissalarini gerçek olarak anlatacagiz. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onlarin hidayetlerini artirdik.
14- (Oranin hükümdari karsisinda) ayaga kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan baskasina ilah deyip tapmayiz, yoksa saçma sapan konusmus oluruz.
15- Su bizim kavmimiz, Allah'tan baska ilah edindiler. Onlarin ilah olduguna dair açik bir delil getirselerdi ya! Allah'a karsi yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
16- (Içlerinden biri söyle demisti )"Mademki siz, onlardan ve Allah'tan baska taptiklari putlardan ayrildiniz, o halde magaraya siginin ki, Rabbiniz rahmetinden size genislik versin ve isinizi rast getirip kolaylastirsin."
17- Ey Muhammed! Baksaydin günesin dogdugu zaman magaranin sag tarafina yöneldigini, batarken de sol taraftan onlari makaslayip geçtigini görürdün. Onlar, magaranin genis bir yerinde idiler. Iste bu Allah'in mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, iste o, hakka ulasmistir; kimi de hidayetten mahrum ederse, artik ona dogru yolu gösterecek bir dost bulamazsin.
18- Bir de onlari magarada görseydin uyanik sanirdin. Halbuki onlar uykudadirlar. Biz onlari saga sola çevirirdik. Köpekleri de giriste ön ayaklarini ileri dogru uzatmisti. Eger onlari görseydin, arkana bakmadan kaçardin ve için korku ile dolardi.
19- Onlari bir mucize olarak uyuttugumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandirdik da içlerinden bir sözcü söyle dedi: "Ne kadar durup kaldiniz?" (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçasi kadar kaldik" dediler. (Kimi de) söyle dediler: "Ne kadar durdugunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Simdi siz birinizi, bu gümüs paranizla sehre gönderin de baksin, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azik getirsin. Hem çok dikkatli davransin ve sizi kimseye sezdirmesin."
20- "Çünkü sehir halki, sizi ellerine geçirirlerse muhakkak sizi taslayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman siz dünyada da ahirette de asla kurtulusa eremezsiniz."
21- Böylece insanlari onlardan haberdar kildik ki, öldükten sonra dirilmenin hak oldugunu ve kiyamet gününden süphe edilemeyecegini bildirmek için, öylece sehir halkina buldurduk. Onlari magarada bulanlar, aralarinda durumlarini tartisiyorlardi. Dediler ki: "Üstlerine bir bina (kilise) yapin. Bununla beraber Rableri, onlari daha iyi bilir." Sözlerinde üstün gelen müminler: "Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacagiz." dediler.
22- Ashab-i Kehf'in sayilarinda ihtilaf edenlerden bazilari: Onlar, üç kisidir, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Diger bazilari da "Onlar, bes kisidir, altincilari köpekleridir " diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkinda tahmin yürütmektir. (kimileri de) "Onlar, yedi kisidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: "Onlarin sayilarini Rabbim daha iyi bilir." Onlari ancak pek azi bilir, Bu sebeple onlar hakkinda bu bildirilenler disinda bir münakasaya girisme ve bunlar hakkinda hiç kimseye de bir sey sorma!
13- Biz sana onlarin kissasini oldugu gibi dosdogru anlatacagiz. Söyle ki: Gerçekten onlar bir takim gençlerdir.
"Fitye", genç delikanli, yigit demek olan "feta" nin ondan az sayiya delalet eden çoguludur. Demek ki kissanin ibret teskil eden hakikatinde bunlarin isimleri ve sayilari ve memleketlerinin bellenmesi lazim degildir. Hüviyetleri olmak üzere ehemmiyete deger olan birinci nokta su vasiflaridir: Bir kaç genç yigitten olusan az bir topluluk ki kendilerinin Rabbine iman ettiler ve biz de kendilerine hidayetlerini artirdik. Onlarin kalplerini metin kildik.
14- O yigitler ayaga kalkarak dediler ki bizim Rabbimiz, bütün göklerin ve yerin Rabbidir.
Biz O'ndan baskasina hiçbir zaman ilah demeyiz. Dogrusu o vakit akildan uzak, haddinden fazla bir yalan söylemis oluruz. Çünkü O'ndan baska ilah imkansizdir, yalandir. Iste bu yigitlerin islerinin asli su idi: Müsriklere karsi ayaklanma ile tevhidi ilan.
Bu ayaklanmanin meydana gelme sekli hakkinda degisik rivayetler vardir. Muhammed b. Ishak'in nakline göre söyle zikredilmistir: Incil ehlinin isi altüst oldu, içlerinde suçlar büyüdü, krallar azginlik etti. Bu krallar putlara tapiyor, putlar için kurbanlar kesiyorlardi. Bu konuda pek ileri gidenlerden biri de Rum krallarindan Dekyanus idi. Rum ülkesini dolasip putperestligi kabul etmeyen hiristiyanlari öldürüyordu. Nihayet Ashab-i Kehf'in sehri olan "Dekinos"a indi. Iner inmez iman ehlinin takip edilmesini ve yakalanmasini emretti. Iman edenler, suraya buraya kaçip gizlenmislerdi. Sehrin kafirlerinden tayin ettigi zabitalari iman edenleri takip ediyor, gizlendikleri yerlerden çikarip Dekyanus'a getiriyorlardi. O da putlara kurban kesilen mezbahalara sevkedip putperestlikle öldürülme arasinda seçim yapmalarini öneriyordu. Alçak dünya hayatina ragbet edip bu ölümden korkanlar, onun dedigini yapiyorlar. Ebedi hayati tercih edenleri de öldürüp, parçalayip sehrin suruna ve kapilarina asiyordu.
Bunu gören o birkaç genç, Rum soylularindan ve bir görüse göre kralin ileri gelenlerinden hür gençlerdi, çok etkilendiler. Bu fitnenin def edilmesi için Allah Teala'ya göz yaslari ile boyun egerek namaz kilip dua ediyorlardi.
Zorba kralin yardimcilari bu gençleri ihbar ettiler, bundan dolayi onlari, hücrelerinde bastirip huzuruna getirtti ve bazi seyleri söyledikten sonra bunlari ya putlara ibadet veya ölüm arasinda seçim yapmalarini teklif etti. O vakit o yigitler de dediler ki: "Bizim bir ilahimiz vardir ki, ululuk ve yüceligi gökleri ve yeri doldurmustur. Biz ondan baska birine ilah demeyiz, asla putlara tapmayiz, senin teklifini kabul etme ihtimalimiz sonsuza dek yoktur, hükmün ne ise yap!" Bundan dolayi üzerlerindeki kiymetli elbiselerin soyulmasini emredip onlari yanindan çikardi ve kendisi önemli bir is için Ninova sehrine gitti ve geri dönünceye kadar onlara düsünme için mühlet verdi, Onlara uyarlarsa uyarlar, yoksa diger müslümanlara yaptigini yapacakti. Bunun üzerine yigitler dinlerini korumak için karar verip sehrin yakinindaki "Benclüs" daginda sarp bir magaraya gizlenmeye karar verdiler. Her biri babasinin evinden bir sey aldi, bir kismini sadaka verdiler, kalan kismini nafaka edindiler ve gidip magaraya sigindilar; gece gündüz namaz kiliyorlar, Allah Teala'ya inleyis ve feryad ile yalvariyorlardi. Nafaka isini Yemlihaya biraktilar. O sabahleyin bir miskin kiyafetine girerek sehre giriyor, lazim olani aliyor, biraz da havadis arastirip arkadaslarina dönüyordu.
Zorba kral, sehre dönünceye kadar bu sekilde durdular. Kral gelir gelmez bu gençleri aradi ve babalarini yanina getirtti. Babalari onlarin kendilerine isyan ve mallarini yagma etmekle çarsilarda israf edip daga kaçtiklarini söyleyerek özür dilediler. Yemliha, bu kötülügü görünce, pek az miktarda azik alip aglayarak vardi ve arkadaslarina dehseti anlatti. Onlar, aglasarak secdelere kapanip Allah'a yalvardilar, sonra baslarini kaldirip oturdular, yapacaklari is hakkinda konusuyorlardi. Derken Allah Teala, bunlara bir uyku verdi, yattilar, nafakalari bas uçlarinda uyudular kaldilar. Beride Dekyanus hiddetinden ne yapacagini düsünüyordu. Onlari uyutan Allah Teala bunun gönlüne de magaranin kapisini kapatmayi getirdi. Bunun üzerine Dekyanos magaranin kapisinin ördürülmesini emretti. "Açliktan, susuzluktan ölsünler, magaralari kabirleri olsun" dedi, öyle yaptilar. Dekyanos'un evinde imanini gizleyen iki mümin vardi. Birinin adi "Pendros", digerinin ki "Runas" idi. Bunlar, Ashab-i Kehf'in isimlerini ve neseplerini ve kissalarini iki kursun levhaya yazip bir bakir tabuta koyarak yapilan duvarin içine koymayi kararlastirdilar ve yaptilar."
Özetle bu yigitler Allah'dan baska ilah tanimaz, gerçekten mümin idiler. Isleri de Allah'in hidayet ve korumasiyla dinlerini korumak için zorba müsriklerin zor ve baskisina karsi ayaklanma olmustu. Sirke sapan ve Isa'ya Rab ilah diyen, dünya süsüne ve hayatina ragbet eden hiristiyanlara benzemiyorlardi. Kalktilar, sözü bir edip tam bir baglilik ve kalb saglamligi ile tevhidi ilan ederek dediler ve kendileri ile beraber böyle demeyip sirke sapan milletlerini küçümsemek ve çirkin görmek için de söyle söylediler:
-
Cevap: 18-kehf:
15- Bak hele sunlar, su bizim kavim O'ndan (Allah'tan) baska ilahlar edindiler. Gizli degil ki her ne sekilde olursa olsun putlara boyun egenler ve genel olarak müsrikler bu ifadeye girdikleri gibi, Mesih (Isa), ilahdir diyenler de bu ifadeye dahildirler. Onlara açik bir delil getirselerdi ya!. Yani Allah Teala'nin ulühiyyetine ve Rab olusunun yüceligine delalet eden gökler ve yer gibi sahitler, açik deliller var. Fakat O'ndan baskasinin ilah olduguna dair öyle bir sahit, açik bir delil getirseler ya bakalim? Hiç mümkün müdür? Delilsiz dava kabul edilir mi? Veya sunun bunun keyfi, zorbalik etmesi, musallat olmasi delil tutulur mu?
Burada su anlam da muhtemeldir: Onlar aleyhine bizim yaptigimiz gibi ilmi, ameli, sözlü ve fiili etkili bir delil getirmiyorlar da o yalancilik suçunu isliyorlar. Artik bir yalan uydurup da Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bu fasilanin yukarida geçen fasilasina döndürülüp redif kilindigi (tekrarlandigi) açiktir. Bu sekilde kissanin müsrikler aleyhine olan hükmü özetlenirken ayni zamanda bunun "Allah çocuk edindi" (Kehf, 18/4) diyenler aleyhine hüküm içeren bir delil oldugu da anlatilmistir.
16-O yigitler, kavimlerinden de böyle nefret ettikten sonra çekilip kendi kendilerine dediler ki: Ve madem ki siz onlardan ve Allah'tan baska taptiklari putlardan ayrildiniz. O halde magaraya siginin ki sizin için Rabbiniz rahmetinden yaysin, yayip dösesin. Çünkü iman nurunun sonunda Rahman olan Allah'in rahmetine kavusturacagi süphesizdir. Ve size isinizde bir kolaylik hazirlasin. Kolayliklar yaratsin da ayaklandiginiz maksadinizda basarili kilsin. Iste bunun üzerine idi ki, yukardaki özetlemede anlatildigi üzere, magaraya çekilip "Ey Rabbimiz! bizlere tarafindan bir rahmet ihsan et ve bize isimizden bir basari hazirla!" (17/10) dediler ve Allah tarafindan kulaklarinin üzerine vurulup (isitilmelerine engel olduk), yani o zalimler tarafindan kaygi verici bir seyin isitilmemesi için yatirilip veyahut magaranin kapisina bir bina kurdurulup senelerce uyutuldular
17-Hem öyle rahat uyudular ki ve (baksaydin) görürdün ki, günes dogdugu zaman, magaralarinin sag tarafina yönelir battiginda da onlari soldan makaslar kirkar. Yani üzerlerine gün bile degmez, degse degse son olarak batis sirasinda sol taraflarina gelen yönden biraz kirkar geçer. Demek ki magaranin vaziyeti budur. Her tarafi korunmustur ancak kapisi biraz batiya meyilli olarak kuzeydedir. onlar ise magaranin bir meydaninda; magaranin bir genis yerinde sikintisiz yatiyorlar.
O yok mu, yani Ashab-i Kehf'in o sekilde Allah için ayaklanmasi ve kavimlerini terk edip Allah'a tevekkül etmis olarak magaraya siginmalari ve magaradaki durumlari yok mu? Allah'in ayetlerindendir. Allah'a ait alametlerden, Allah'in kudret ve rahmetinin delillerinden biridir, bir keramettir. Allah, her kime hidayet ederse, dogru yolu tutan odur. Nitekim Ashab-i Kehf böyledir. Allah, her kimi de sasirtirsa artik onu irsad edecek bir dost asla bulamayacaksin.
Ashab-i Kehf gibi keramet sahiplerinin irsadlariyla yola gelmemis, iman ve Islamiyet'ten ayri kalmis, gitmislerdir.
18-Allah'in ayetini anlamali ki baksan onlari uyanik zannedersin, halbuki uykudadirlar. Demek ki uykuda olduklari halde gözleri açik ve biz onlari saga ve sola çeviririz. Köpekleri de ön ayaklarini magaranin girisine dogru uzatmis. Eger sen onlari görseydin, üzerlerine çikiverseydin mutlaka döner kaçardin. Ve mutlaka için korkuyla dolardi. Durumlari öyle heybetli, öyle korkunç idi. Demek ki kendilerine kimsenin bakmasi mümkün degildi.
19- Ve Iste böylece, yani bir mucize olarak senelerce uyutup korudugumuz gibi onlari uyandirdik, yani bir mucize olmak üzere diriltir gibi uyandirdik ki birbirlerine sorsunlar. Kendi durumunu bilmek her seyden önce geldigi için uyandirilmalarinin ilk hikmeti kendi durumlarini anlamak için, su sekilde birbirlerine sormalari oldu: Bunun için içlerinden biri: "Ne kadar durdunuz?" dedi. "Bir gün veya daha az bir zaman kaldik" dediler. Kimi öyle dedi, kimi de öyle. Nasil ki kiyamette uyandirilarak hasre gönderilecek olanlar hep böyle sanacaklar (Bakara Süresi'ndeki ayetinin tefsirine bkz.: 2/279) Bu karsilikli konusma esnasinda kimi de fazla duruldugunu sezerek anlasmazliga son vermek için "ne kadar kaldiginizi Rabbiniz daha iyi bilir." dediler.
Bundan dolayi aranizdaki ihtilafi birakiniz da Simdi birinizi su gümüs paranizla sehre gönderiniz de hangi yiyecek daha temiz baksin ve size ondan bir rizik getirsin ve çok dikkat ve nezaketle hareket etsin ve sakin sizi kimseye sezdirmesin.
20- Çünkü eger onlar sizi ellerine geçirecek olurlarsa ya sizi taslayip öldürecekler veya kendi dinlerine döndürecekler. Irtidad ettirecekler ve o zaman siz ebediyyen kurtulamayacaksiniz. Yani recm edildiginiz takdirde sehid olur kurtulursunuz, fakat dönüp kafir olursaniz dünyada kurtulamayacaginiz gibi ahirette de asla kurtulamayacaksiniz. Çünkü dünya hayati fanidir, herkes muhakkak ölecektir, ahirette küfrün azabi ise ebedidir.
Burada söyle bir soru vardir. Böyle taslayip öldürme tehdidi altinda zorlanma bir mazeret degil midir? Bunlar kalplerindeki imani bozmadan zorlanma ile, zahiren (dis görünüse göre) dönmüs olsalardi. "Kalbi imanla mamur oldugu halde, inkara zorlanan hariç" ( Nahl, 16/10) istisnasi hükmü içine girmezler miydi. O halde asla kurtulamayacaksiniz demeleri neden?
Cevap: Bunun bir kaç hikmeti vardir:
Birincisi: Bunlar kesin kararli yigit adamlardir. Gözettikleri kurtulus, yalniz sorumluluktan kurtulma degil, açik ve gizli olarak rahmeti yaymaktir. Onun için ruhsat ile amel etmeyi "Iyi insanlarin iyilikleri, Allah'a yakin olanlarin günahlaridir" ifadesi geregince sakincali olmaktan uzak görmemislerdir.
Ikincisi: Bu söz henüz zorlanma durumunda degil, zorlanma durumuna düsmekten son derece sakinmak için söylenmistir. Çünkü sakinmada kusurlu davranip da zorlanma durumuna düsüldügü zaman sorumluluk ortadan kalkmaz.
Üçüncüsü: Küfrü gerektiren amellere aliskanlik gibi herhangi bir sebeple, kalbin imana kanmasini sarsacak sekilde devam edecegi kesin olan zorlamalari uygun görmenin de "Eger onlara uyarsaniz muhakkak ki Allah'a ortak kosanlar olursunuz" (En'am, 6/121) tehlikesi vardir.
-
Cevap: 18-kehf:
21- Özetle öyle dediler ve iste böylece onlari sehir halkina buldurduk. Yani o sözü kabul ettiler ve o sekilde içlerinden birini sehre gönderdiler. Fakat Allah'in takdirine bakin ki, o derece sakinmalarina ragmen Allah, bu sekilde kendilerini tanittirdi. Rivayete göre gidenin elindeki para yakalanmasina sebep olmus ve bu yüzden Allah Teala onlari sehir halkina buldurmus ki Allah'in vaadinin hak oldugunu ve kiyamet günün meydana geleceginde hiç süphe olmadigini bilsinler diye. Çünkü ne kadar durduklarini bilemeyen Ashab-i Kehf senelerce yattiklari magaralarindan, kabirden kalkar gibi uyanip kalktiklarini anlamis ve vaktiyle ayaklandiklari müsriklere karsi basarili olduklarini ve isteyip umduklari Allah merhametinin bir tecellisini görmüs ve dolayisiyla önceden iman ettikleri sekilde Allah'in vaadinin hak oldugunu müsahede ile bilmis oluyorlardi.
Iste bu sekilde gerek kendileri ve gerek digerleri için kiyametin süphesiz olduguna da bir delil ve misal olmus bulunuyorlardi. Hani bir zaman halk aralarinda Ashab-i Kehf'in durumu hakkinda münakasa ediyorlardi. Yani o vakti düsün ki, bunlar ayaklanip magaraya çekildikleri zaman kavimleri bunlarin isi için münakasa ediyorlardi. Bazilari: "Magaranin agzina bir bina yapiniz" demislerdi. Magarayi mezarlari olsun diye üzerlerine bir bina ile tikamislardi. Rabbleri, onlarin durumunu daha iyi bilir. "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan baska hiçbir ilaha tapmayiz." (Kehf, 18/14) diye iman ve ilan ettikleri Allah Teala din ugrunda ugrasmalarini bosa çikarmadi. "Iki taraftan hangisinin magarada kaldiklari süreyi daha iyi hesapladigini ortaya koymak için" (Kehf, 18/12) buyurdugu sekilde, en sonunda maksatlarina ulastiklarini gösterdi, münakasa eden hasimlarini maglub etti. Onlarin isi hakkinda sözlerinde üstün gelen müminler, yani Ashab-i Kehf'in takip ettigi durum üzerine giderek düsmanlarina karsi galip gelen grup elbette biz onlarin üzerine bir mescid yapariz dediler.
22-Bununla beraber ihtilaf ettiler. Onlar üç kisidir, dördüncüleri köpekleridir, diyecekler. Onlar, bes kisidir, altincilari köpekleridir, diyecekler. Bunlar, gayb hakkinda tahmin yürütmektir. Demek ki bu iki söz delilsiz zanna dayanan bir sözdür: (Onlar) yedi kisidir, sekizincisi köpekleridir de diyecekler. Demek ki bu söz, öncekiler gibi delilsiz zanna dayanan bir söz degildir. Gerçegin kendisi olmasa bile ona en yakin sözdür.
Dogrusu de ki: Onlarin sayisini Rabbim daha iyi bilir. Sayilarinin bilinmesi kissa açisindan herkese lazim degildir. Onlari gerçekten bilenler pek azdir. Onun için Ashab-i Kehf hakkinda, sathi tartisma disinda derin münakasaya girme. Pek az kimsenin bilebilecegi Ashab-i Kehf hakkinda yukarida söylendigi gibi Rabbim en iyi bilendir, bilenler azdir, çogu bir delile dayanmaksizin söyler. Onun için sathi bir münakasadan baska bir tartismaya ve karsilikli konusmaya dalma. Ve haklarinda onlardan, degisik sözlerin sahiplerinden hiçbir sey sorma. Çünkü kissanin bilinmesi lazim gelen noktalari hakkiyla bilindi. Su halde Ashab-i Kehf kissasini yalniz Kur'an'in açiklamasina dikkat ederek okumali, sundan bundan sormaya kalkismamalidir.
Simdi bu kissadan alinacak hisseyi açiklamak için asagida gelecek talimat ile buyuruluyor ki:
Meal-i Serifi
23- Hiçbir sey için, Allah'in dilemesi disinda: "Ben yarin onu yapacagim deme"
24- Ancak Allah dilerse (yapacagim de). Ve unuttugun vakit Allah'i an ve "Umarim Rabbim beni, dogruya daha yakin olana eristirir." de.
25- Onlar, magaralarinda üçyüz yil kadar kaldilar ve dokuz yil da buna ilave etmislerdir.
26- De ki: "Onlarin ne kadar kaldiklarini Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybi O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel isitendir! Onlarin, O'ndan baska bir yardimcisi yoktur. O, kendi hükümranligina kimseyi ortak etmez.
23- Ve sakin hiçbir sey için "ben yarin onu yapacagim" deme! Insanin azim ve iradesi bir seyin meydana gelmesi için yeterli sebep degildir. "Kimse yarin ne kazanacagini bilmez." (Lokman, 31/34).
24-25- Ancak Allah'in dilemesi hariç. O vakit yapabilirsin. Bundan dolayi gelecekte bir isi yapmaya azmederken isi Allah'in iradesine baglamali, "insaallah" demeyi unutmamali. Unuttugun zaman da Rabbini an. Yani bu istisnayi (insaallah demeyi) insanlik icabi olarak unutmus bulunursan, hatirladigin zaman "insaallah" diyerek veya tesbih ve istigfar ederek Allah'i zikret ki, bu sekilde sözün hükmü degismezse de kusura keffaret olur, günahtan kurtulunur. Veya herhangi bir seyi unuttugun zaman insanin beceriksizligini düsünüp Allah'i an ki, unuttugunu hatirlayabilesin. Özetle Allah'in iradesinin sözünü etmeyerek yarin muhakkak söyle yapacagim, böyle yapacagim demenin sakincalarini anlamak için bir insan için en azindan unutup yalanci çikacagini düsünmesi bile yeter.
Bu yasak ve emri ile Allah Teala, Resulüne her azmini Allah'in dilemesine baglamasini ögrettikten sonra, kissadan hisseyi teblig etmek için buyuruyor ki: Ve de ki: "Rabbim'in bundan (yani Ashab-i Kehf'in basarili olmasindan) daha çok yakin bir sekilde beni basariya ulastirmasi pek umulur." Onlar ne kadar durdular? Onlar, magaralarinda üçyüz sene durdular dokuz yil da ilave ettiler. Denilmis ki günes yili hesabi ile üçyüz, dokuz yil fazlasi da kameri yil (ay yili) hesabi iledir. Bazi tefsir bilginleri bu müddetin Allah'in açiklamasi oldugunu söylemisler, bazilari da Ibnü Mesud'dan rivayet edildigi üzere "ve dediler ki" cümlesinin takdiri ile, sayilarinda ihtilafa düsenlerin sözünü anlatma, oldugunu söylemis ve diger bazilari da ta yukarida daki nin mekülüne (mefülüne) atfedilmis olarak mescid yapalim diyenlerin sözü olmasini tercih etmislerdir. Bununla beraber bunun böyle kissadan ayri olarak özel bir sekilde zikredilmesi bize yeni bir mana telkin etmektedir. Isti'nafiye (söz basi) ve daki zamiri Ashab-i Kehf'in taraftarlari demek olan ve mescid yapalim diyen ya ait olmak suretiyle bunu söyle anlayabiliriz: "Onlarin isine galip gelenler ve magaraya mescid yapan Ashab-i Kehf taraftarlari, o galibiyete ulasincaya kadar magaralarinda, saklandiklari yerde üçyüz dokuz sene durdular." Gerçekten hiristiyanlarin müsrik Romalilara galip gelmeleri ile meydana çikmalari miladi IV. asrin baslarinda meydana geldigine göre, o zamana kadar üç yüz küsür sene durmuslar demektir. Bu sekilde üçyüz dokuz yil bu müddeti tashih etmek için açiklanir. Ve iste onlar, galip gelinceye kadar, üç yüz dokuz sene gizli durduklari halde, Hz. Muhammed'in peygamberligi ile Islam dininin bundan çok az bir müddet içinde ve daha hizli ve daha güzel bir sekilde galip gelmeye muvaffak olacagi vaad edilmis ve gerçekten hicretten itibaren bu görünme ve galip gelme baslamistir.
26- Bunlarin durduklari bu üç yüz dokuz sene müddet hakkinda daha çok veya daha azdir, diye ihtilaf edecek olurlarsa. De ki: Onlarin ne kadar kaldiklarini Allah daha iyi bilir. Çünkü Ashab-i Kehf kendileri de "Ne kadar kaldiginizi Rabbiniz daha iyi bilir." (Kehf, 18/19) demislerdi. Çünkü göklerin ve yerin gaybi O'nundur. O ne güzel görendir, ne güzel isitendir. Onlarin Allah'tan baska bir yardimcisi yoktur. Yani Ashab-i Kehf "Allah çocuk edindi." (Kehf, 18/4) diyenlerden degildir. "O, hükmünde hiç kimseyi ortak etmez."
Meal-i Serifi
27-31- 27- Rabbinin kitabindan sana vahyolunani oku! Onun sözlerini degistirecek kimse yoktur. Ve O'ndan baska bir siginilacak da bulamazsin.
28- Nefsince de, sabah aksam rizasini isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatinin süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayirma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kildigimiz, nefsinin kötü arzusuna uymus ve isi hep asirilik olan kimseye uyma.
29- Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artik dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ates hazirlamisiz ki, duvarlari, çepeçevre onlari içine alacaktir. Eger feryad edip yardim isteseler, erimis maden gibi yüzleri haslayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!
-
Cevap: 18-kehf:
30- Iman edip de güzel davranislarda bulunanlar var ya, süphe yok ki biz öyle güzel isler yapanlarin mükafatini zayi etmeyiz.
31- Iste onlara Adn cennetleri vardir; altlarindan irmaklar akar, orada altin bileziklerle süslenecekler, ince ve kalin ipekliden yesil elbiseler giyerek koltuklar üzerine dayanip kurulacaklar. O ne güzel karsilik ve ne güzel kalma yeri!
Meal-i Serifi
32-32- Onlara, su iki adami misal olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bag vermisiz, her ikisinin etrafini hurmalarla donatmisiz, aralarinda da bir ekinlik yapmisiz.
33- Iki bagin ikisi de yemislerini vermis, hiçbir sey noksan birakmamis, ikisinin ortasindan bir de nehir akitmisiz.
34- Iki bagin sahibinin ayrica baska geliri vardi. Bundan dolayi bu adam arkadasiyla münakasa ederken: "Ben malca senden daha zengin ve insan sayisi bakimindan da senden daha güçlü ve üstünüm" dedi.
35- Adam, bu sekilde kendine zulmederek bagina girdi ve söyle dedi: "Bunun hiç yok olacagini sanmiyorum"
36- "Kiyametin kopacagini da zannetmem. Sayet Rabbimin huzuruna götürürlürsem, muhakkak orada bundan daha hayirli bir sonuç bulurum".
37- Bunun üzerine kendisiyle münakasa eden arkadasi da ona söyle dedi: "Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun?
38- "Fakat ben iman ederek diyorum ki: O Allah, benim Rabbimdir, ben Rabbime kimseyi ortak kosmam."
39- "Kendi bagina girdigin zaman: "Bu Allah'dandir, benim kuvvetimle degil, Allah'in kuvveti ile olmustur, deseydin ya! Her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan da."
40- Belki Rabbim, bana, senin bagindan daha hayirlisini verir; senin bagina ise gökten yildirimlar gönderir de, bagin yalçin bir toprak haline gelir."
41- "Yahut, baginin suyu yerin dibine çekilir de bir daha suyunu çikarip bagini sulayamazsin."
42- Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine bagina yaptigi masraflara karsi ellerini ogusturmaya basladi. Bag, çardaklari üzerine yikilmis kalmisti, "Ah Keske Rabbime hiçbir seyi ortak kosmasaydim" diyordu.
43- Onun Allah'tan baska yardim edecek adamlari yoktur ve Allah'a karsi kendi nefsini de kurtaramadi.
44- Iste burada yardim, yalniz hak olan Allah'a aittir. O'nun verdigi mükafat da daha hayirlidir, netice de daha hayirlidir.
Meal-i Serifi
45-53-45- Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatinin misalini ver. Dünya hayati, gökten indirdigimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karismis, nihayet bir çöp kirintisi olmustur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her seye muktedirdir.
46- Mal ve ogullar, dünya hayatinin süsüdür. Baki kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katinda, sevabca da hayirlidir, ümid yönünden de daha hayirlidir.
47- O kiyamet gününü hatirla ki, daglari yürütecegiz ve yeryüzünü çirilçiplak göreceksin. Bütün insanlari, mahserde toplayacagiz hiçbir kimseyi birakmayacagiz.
48- Onlar, saf halinde Rabbine arz edilmislerdir. Allah, onlara söyle diyecektir: "Süphesiz sizi ilk önce yarattigimiz gibi bize geldiniz. Fakat, size kiyamet için yaptigimiz vaadi yerine getirmeyecegimizi sanmistiniz, degil mi?
49- O gün herkesin amel defteri ortaya konulmustur. Ey Muhammed! Günahkarlarin, amel defterlerinden korkarak: "Eyvah bize! Bu nasil deftermis ki, büyük küçük hiçbir sey birakmadan hepsini saymis dökmüs" dediklerini görürsün. Onlar, bütün yaptiklarini hazir bulmuslardir. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
50- Yine o vakti hatirla ki biz, meleklere: "Adem'e secde edin!" demistik. Iblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. Iblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden disari çikti. Simdi siz beni birakip da Iblis'i ve soyunu dostlar mi ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düsmaninizdir. Zalimler için bu ne kötü bir degismedir.
51- Ben, onlari (Iblis ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratilisinda, ne de kendilerinin yaratilisinda sahit tutmadim ve hiçbir zaman dogru yoldan çikanlari yardimci edinmis degilim.
52- Ve o (kiyamet) günü Allah kafirlere söyle buyuracak: "Ortaklarim ve sefaatçilariniz diye zannettiginiz putlarinizi çagirin." Müsrikler onlari çagirirlar, fakat kendilerine cevap vermezler. Biz, kafirlerle ilahlari arasina atesten bir engel koymusuzdur.
53- Günahkarlar atesi görmüsler de artik ona düseceklerini anlamislardir. Fakat ondan kaçip siginacak bir yer bulamazlar.
Meal-i Serifi
54-59- 54- Süphesiz biz, bu Kur'an'da insanlara çesitli manalari türlü misallerle açik olarak verdik. Insan ise, her seyden çok mücadelecidir.
55- Kendilerine dogru yolu gösteren peygamber geldiginde insanlari, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarinin magfiretini istemekten alikoyan sey sadece geçmis milletlerin baslarina gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini veya ahiret azabinin ansizin göz göre göre gelip çatmasini beklemek olmustur.
56- Halbuki biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyaricilar olarak göndeririz. Kafir olanlar ise hakki, batilla ortadan kaldirmak için mücadele ediyorlar. Onlar, ayetlerimizi ve korkutulduklari azabi da alaya almislardir.
57- Rabbinin ayetleriyle nasihat edilip de onlardan yüz çeviren ve daha önce isledigi günahlari unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onlarin kalbleri üzerine (Kur'an'i) anlamalarina engel olan bir agirlik, kulaklarina da sagirlik verdik. Ey Muhammed! Sen onlari dogru yola çagirsan da onlar asla hidayete ermezler.
58- Bununla beraber rahmet sahibi olan Rabbin çok bagislayicidir, tevbe eden kullarina rahmeti boldur. Eger Allah, isledikleri günahlar yüzünden onlari hemen cezalandiracak olsaydi, onlara hemen azab ederdi. Fakat onlara vaad edilen bir zaman vardir ki, o geldiginde Allah'in azabindan bir kurtulus yeri bulamazlar.
59- Iste zulmettikleri için helak ettigimiz sehirler! Biz onlarin helakleri için de belirli bir zaman tayin etmistik.
-
Cevap: 18-kehf:
-
Cevap: 18-kehf:
66- Bakiniz Musa ile delikanlisi Allah'tan böyle bir rahmet ve ilme erismis özel bir kulu bulduklarinda ne yaptilar: Musa ona dedi ki: "Sana ögretilen ilimden bana da ögretmen için sana tabi olabilir miyim?"
RÜSD, hayri, dogru yolu bulmaktir. Bu sözde alime karsi alçak gönüllülügün geregine ve ilim tahsilinden esas maksadin rüsdü kazanmak olduguna ve ilim ögrenmede gönül alçakligi, edeb, nezaket, ardina düsme ve hizmetin sart olduguna delalet vardir.
67-69-Bu izin istemeye cevap olarak o kul; Musa'ya dedi ki: "Sen benimle arkadasliga asla sabredemezsin." Bu sözle Hizir, Musa'nin psikolojik durumu hakkindaki ilk kesfini göstermis ve ona kendini anlatmis oluyordu ki, sonunda dogrulugu gerçeklesecektir. Gerçekten bu istekle Musa'nin alacagi ders, kendi yerini tanimak ve bir sabir dersi almaktan ibaret olacaktir. Yani bu konuda çok sabir lazimdir. Senin ise süphesiz ki benimle beraber sabretmek elinden gelmez ve bunda mazursun. Çünkü iç yüzünü bilemedigin bir seye nasil sabredeceksin?
Yani beraberimde birtakim seyler göreceksin ki, sir ve hikmetinden haberin olmayacak, dis görünüse göre ise iyi görünmeyecek. Sen bir seriat sahibi olman itibariyle onlari dis görünüslerine göre uygun göremeyip itiraz etme geregini duyacaksin.
70- Musa dedi ki: "Insallah beni sabirli bulacaksin, sana hiçbir iste karsi çikmayacagim." dedi. Allah dilemezse baska.
71- "Hizir dedi ki: "Eger bana uyacaksan, ben sana sirrini anlatmadikça hiçbir sey hakkinda bana soru sorma." Yani tartisma, itiraz söyle dursun, sorup anlama için bile soru sorma! Demek ki baska ilimlerde meseleyi ortaya koyarak bilginin yarisini olusturan soru, bu ilimde yasaktir. Bunda ögrencinin nefsi, faaliyetten çok kabiliyette hazirlanacaktir.
72-75- Böylece ikisi yola koyuldular. Demek ki, bu ilimden bir sey bellenirse bir yerde oturup söylesmek veya düsünmek yoluyla degil, gerçekten isleri yapmakla bellenecektir. Sözlesme tamamen olur olmaz ikisi birlikte hareket etmisler. Görülüyor ki burada delikanli zikredilmemistir. O, Musa'ya uydugu için, artik kendisinden söz edilmemis ve onu bir yerde birakmis da olabilirler. Ikisi denize dogru gemiye bininceye kadar gittiler. Nihayet gemiye bindiklerinde, Ebu Hatem'in Rebi' b. Enes'ten rivayet ettigine göre yer korkunç idi, gemiciler bunlardan süphelendiler, bindirmek istemediler. Fakat baskanlari: "Ben bunlari yüzleri nurlu adamlar görüyorum, bindirecegim" dedi, bindirdi. Buhari ve Müslim ve diger hadis bilginlerinin Ibnü Abbas'tan rivayetinde ise "Hizir'i tanidilar, ücretsiz bindirdiler. Gemiyi yaraladi. Bunun bazi rivayetlerde zikredildigi gibi keser veya balta gibi aletler ile olagan bir is seklinde olmasi muhtemeldir. Ve gemiciler Hizir'i tanidiklarindan dolayi belki ses çikarmamislardir. Fakat nazmin beyan zevkine ve gemicilerin ses çikarmamasina göre bir harika seklinde sessizce yapilivermis olmasi daha uygundur. "Musa : "Gemiyi yolcularini bogmak için mi deldin? Dogrusu çok kötü bir is yaptin" dedi. Yine gittiler, yani özrünü kabul etti de gemi ile sahile çiktiktan sonra yine gittiler. Nihayet bir oglana rastladilar. Hizir onu hemen öldürdü. Oglan deyimi gibi gulam deyimi de çogunlukla bulug çagina ermeyenler de yaygin olarak kullanildigindan dolayi, Cumhur bunun henüz bülug çagina ermemis bir çocuk oldugunu söylemislerdir. Fakat Ibnü Ebi Hatem, Said b. Abdülaziz'den yirmi yasinda bir genç oldugunu rivayet etmistir.(1) Gerçekten böylelerine de gulam denilebilir. Musa dedi ki: "Bir can karsiligi olmaksizin masum bir cana nasil kiydim? Yani bir kisas hakkin yok iken, bir masum veya suçsuz kimseyi mi öldürüverdin? Demislerdir ki, maksat, öldürmenin haksiz yere oldugunu söylemektir. Yalniz kisas hakkinin olmamasi bu duruma en uygun olmasi itibariyledir. Veyahut Musa'nin seriatinde çocugu (öldürmede) de kisas gerektigini bildirmektir. Dogrusu çok fena bir sey yaptin"
Meal-i Serifi
75- Hizir dedi ki: "Dogrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?"
76- (Musa) dedi ki: "Eger bundan sonra sana bir sey sorarsam bana arkadas olma! Hakikaten benim tarafimdan ileri sürülebilecek son mazerete ulastin.
77- Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkina varip onlardan yemek istediler. Ancak köy halki onlari misafir etmekten kaçindilar. Derken orada yikilmak üzere olan bir duvar buldular. Hizir hemen onu dogrulttu. Musa: "Isteseydin elbet buna karsi bir ücret alirdin" dedi.
78- Hizir dedi ki: "Iste bu, seninle benim aramizin ayrilmasidir. Simdi sana o sabredemedigin seylerin içyüzünü haber verecegim."
79- "Gemi, denizde çalisan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kilmak istedim, çünkü onlarin ilerisinde her saglam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardi."
80- "Oglana gelince, onun ana-babasi mümin kimselerdi. Çocugun onlari azginlik ve inkara sürüklemesinden korktuk."
81- "Istedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayirli ve daha çok merhamet eden birini versin."
82- "Duvar ise, o sehirde iki yetim oglana ait idi. Duvarin altinda onlarin bir hazinesi vardi. Babalari da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çaglarina ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çikarsinlar. Ve ben bunlarin hiçbirini kendiligimden yapmadim. Iste senin sabredemedigin seylerin içyüzleri budur."
76-77- Nihayet bir köy halkina vardilar. Ileriden anlasilacagi üzere bu bir sehir idi. Birçoklari Antakya oldugunu söylemis. Sehre Antakya ismi sonradan verilmis olduguna göre eski isminin baska bir sey olmasi gerekir. Bundan baska Übülle denilmis. Berka denilmis. Hiristiyanlarin nisbet edildigi Nasira denilmis, Bacirvan denilmis. Rum topraklarinda bir köydür denilmis, Endülüs'te Hadra adasidir denilmis. Su halde bu köyün saglam bir sekilde belirlenmesi mümkün degildir. Aslinda Kur'an'da köyün belirlenmesi istenmediginden dolayi belirsiz gösterilip yalniz söyle bir niteligi anlatilmistir:
Öyle bir köy ki halkindan yiyecek istediler (köy halki) onlari konuklamaktan kaçindilar. Burada in iki defa söylenmesi, birisi sehrin asil hükümeti, biri de genel halki olmasi gibi iki manaya isaret olsa gerektir. Ikisinden de kastedilen, ayni mana ile halk demek olduguna göre kelimesinin tekrarlanmasi sirf onlari ayiplamak için olmus olur. Gerçekten bu köyün ileri gelenleri ve halkiyla, bütün halki o kadar alçak imisler ki, iki kisiyi konuklamaktan çekinmisler.
Bu alçakliga karsi gösterilen büyüklüge bakiniz: O vakit orada yikilmak üzere olan bir duvar buldular; (Hizir) hemen onu dogrulttu. Nakledildigine göre bu bir kale duvari gibi yüksek ve kalin bir duvar imis. Bazilarinin zannettigi gibi bunu yikmis ve durup yeniden yapmis olabilir. Fakat böyle bir memlekette o tuhaf durumda bulunan bir duvari yikmaya kalkismak bile olagan bir sey olamayacagi dikkatle düsünülürse, sözün gelisinden bunun bir mucize seklinde hemen dogrultuldugunu anlamak gerekir. Nitekim Ibnü Abas'tan ve Ibnü Cübeyr'den rivayet edildigine göre: "El ile dokunmus ve (duvarin) hemen dogrultulmus oldugu" söylenmistir. Gerçekten peygamberlerin durumlarina ve kissanin meydana gelmesine yakisan da budur.
Bunu gören Musa dedi ki: Isteseydin buna karsilik bir ücret alirdin. Yiyecek istemek gibi aci bir ihtiyacin gerçekten oldugu bir sirada, mümkün olan bir kazanci birakip bosu bosuna bir iyilik yapmaya kalkismak Musa'ya anlamsiz göründü de sabrini tutamadi. Su kadar ki bu defa öncekiler gibi öfke ile degil, yumusaklikla itiraz etti ve yukaridaki sözü geregince, arkadasligin sona ermesi gerekeceginden çekinmedi. Onun için Hizir da:
78- Dedi ki: "Iste bu, benimle senin aramizin ayrilmasidir. Artik sabredemedigin seylerin içyüzünü sana söyleyecegim." Yani gemi, oglan ve duvar hakkinda yaptigim seylerin sana gizli kalan mana ve maksadini, gizli olan sebep ve hikmetini anlatacagim.
79-Söyle ki: "Gemi, denizde çalisan bir takim yoksullarindi. Ben onu ayiplandirmak istedim. Çünkü ötelerinde bir melik vardi" Bu melik Gassan hükümdari Cülenda b. Kerber idi denilmis. Endülüs yarimadasinda Mikvad b. el-Cülbend idi denilmis. Ünü böyle zulüm ile destan olmus olan bu kral her gemiyi gasbederek aliyordu. Yani saglam, kusursuz olan her gemiyi zorla aliyordu. Bundan dolayi gemiyi biraz yaralayip ayiplandirmak, o gasptan kurtarmak için iki kötülügün en az zararlisini seçmek ile, o yoksullara yardim cinsinden yararli bir is idi. Iste Allah'in hükümlerinde böyle dis görünüse göre zarar gibi görünen seylere rastlanir ki, Allah katindaki sirlari bilinirse onlarin zarar degil, fayda oldugu anlasilir.
-
Cevap: 18-kehf:
80- Oglana gelince, onun anasi babasi mümin insanlardi. Bundan dolayi bunlari azginlik ve nankörlüge sokmasindan korktuk. Yani sakindik. Yani oglan göründügü gibi masum (günahsiz ve suçsuz) degildi. Büluga ermis, azmis bir kafir idi ki, anasini babasini da küfür ve azginliginin istilasi altina almak üzere idi. Yahut henüz çocuk ise de öyle küfür ve azginliga kabiliyetliydi ki, sag kalirsa ileride anasini babasini bile azitacak, onlari da küfre bürüyecekti. Halbuki o ana ve babanin imanlarindaki samimiyyeti Allah tarafindan böyle bir kötülükten korunmaya layik ve onun çocuk iken ölmesi hepsi hakkinda hayirli idi.
81- Istedik ki: bu iki müminin Rableri kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin. Hem oglanin yüzünden görecekleri kötülükten kurtulacaklar, hem de onun ölümüyle duyacaklari aciya karsilik daha sevimli bir oglana eriseceklerdir ki, o oglan ölmeyince bu olmayacakti. Rivayet edildigine göre onun yerine Allah, bunlara bir kiz vermis ve bu kiz bir peygamber annesi olmus ve o peygamberin eliyle ümmetlerden bir ümmet, hidayete ermistir.
82- Duvara gelince sehirde iki yetim çocugun idi altinda bunlar için bir hazine vardi. Yani bunlar, için saklanmis bir altin ve gümüs hazinesi vardi. Bunun bir takim hikmet ve ögütleri kapsadigi, bir altin levha oldugu da rivayet edilmisse de birincisi açiktir. Ve babalari iyi bir kimse idi. Yani o hazine onlara iyi bir babanin mirasi idi. Helalinden kazanilmis ve Allah yolunda harcanmak için iyi niyet ile konmustu. "Altin ve gümüsü biriktirip de onu Allah yolunda sarfetmeyenleri acikli bir azab ile müjdele" (Tevbe, 9/34) ayetinde kötülenen yerilmis hazinelerden degildi. O iki yetim, yalniz yetim olduklarindan dolayi degil, babalarinin iyiliginden faydalanarak o hazineyi elde edeceklerdi. Bu zatin iyi bir insan olmasi misallerinden biri olmak üzere denilmistir ki; O çok güvenilir bir adamdi. Insanlar ona emanetleri birakirlar, o da verdikleri gibi teslim ederdi.
Özetle iki oglu yetim kalmis olan o iyi babanin iyiligi Allah katinda bosa gitmeyecekti. Bu yüzden Rabbin o iki yetimin bülug çagina ve erginlige erismelerini ve erisip hazinelerini çikarabilmelerini istedi. Bunlar büyümeden duvar yikilmis olsaydi, o hazineyi baskalari bulacak ve zayi olacakti. Düsünmeli ki o durum ve vaziyette yikilmak üzere bulunan bir duvarin altinda, iki yetime ait bir hazinenin var oldugunu bilip de onun belirli zamanina kadar korumasini temin etmek ne kutsal bir istir. Bunlar hep Rabbinden bir rahmet olarak yapilmistir. Ve ben bunu, bu yaptiklarimi kendiligimden yapmadim. Yani kendi görüs ve ictihadimdan degil, Rabbinin bildirdigi emri ile, O'nun bir rahmeti olmak üzere yaptim, bu benim bir görevimdi. Iste senin, hakkinda sabredemedigin seylerin içyüzü budur.
Kissanin burada bitmesinden anlasiliyor ki bu açiklamaya karsi Musa bir sey dememistir. O halde bu açiklama ve yorumda reddedilecek bir sey görmemistir. Demek ki Musa'nin görünürde zararli ve begenilmez gördügü seyler gerçekte öyle degilmis. Onun begenmemesi, gözünden gizli olan sebepleri ve hikmetini anlamamasindan ileri geliyormus. Öyle ki o gizli sebepler, açiklaninca zahir ve batin birlesiyor, Allah'in hükmünde çelisme kalmiyor. O halde demek oluyor ki iç yüzün geregi, görünüsün geregine aykiri olabilir. Fakat bundan dolayi hakikat ile seriatin uyusmazligi gerekmez. Çünkü seriat, Hakk'in hükmüdür. Hakk'in hükmü de hakikatte (gerçekte) ne ise odur. Onun için iç yüze göre emredilmis olan Hizir, Hakk'in emri olan seriat ile amel ettigi gibi; seriatla emrolunmus bulunan Musa da hakikat (gerçek) açiklandigi zaman seriat bakimindan itiraza yer olmadigini görüyor. Bunun için Imam-i Rabbani Mektübat'inin birinci cildinde kirk üçüncü mektupta demistir ki: "Bazi insanlar dinsizlik ve zindikliga meylederek esas gayenin seriatin ötesinde oldugunu hayal etmislerdir. Asla ve hayir, sonra asla ve hayir böyle kötü bir inançtan Allah'a sigininiz. Tarikat ve seriat birbirinin aynidir. Aralarinda kil ucu kadar uyumsuzluk yoktur. Seriata aykiri olan hersey reddedilir ve seriatin reddettigi her hakikat iddiasi bir zindikliktir."
Yine ayni ciltte kirk birinci mektupta seriat, tarikat ve hakikat bahsinde demistir ki: "Mesela dilin yalan söylememesi seriat, kalbden yalan hatirasini yok etmek eger zorlanip çalismakla olursa tarikat ve eger külfetsiz yapilmasi kolay olursa hakikattir. Kisacasi batin (gizli) olan tarikat ve hakikat, görünen seriatin tamamlayicisidirlar. Su halde tarikat ve hakikat yoluna girenlerden, yol esnasinda görünürde seriata aykiri ve ona ters düsen isler görünürse hep bunlar, o anki sarhosluktan ve kendini kaybetmektendir. O makami geçip ayildiklari vakit, o seriata aykiri olan durum tamamen ortadan kalkar ve o zid ilimler tamamiyla dagilmis olur."
Ancak burada dikkate deger bir nokta vardir ki o da Hizir'in öldürdügü çocuk meselesidir. Eger bu çocuk bülug çagina ermis idiyse derhal küfür ve azginligina hüküm vermek seriata uygun olur. Fakat alimlerin çogunun dedikleri gibi, henüz bülug çagina ermemis bir çocuk idiyse, onun kafirligi ve azginligi nihayet gelecekte meydana çikacak bir gerçektir. Hizir, Allah'in kendisine bagisladigi ilim ile, onun o zamanki ve gelecekteki bütün gizli bilgilerini bilmis dahi olsa, bir çocuk söyle dursun bir ergini bile ileride yapacagi suçtan dolayi öldürmek süphe yok ki Islam hukukuna aykiridir. Çünkü Hz. Ömer (r.a) Mugire'nin kölesini görünce: "Bu beni öldürecek" demis, kendisinin katili olacagini bilmisti. "O halde niye birakiyorsun, ey müminlerin emiri!" dediklerinde "Ne yapayim henüz bir sey yapmamistir. Ve yalniz kalbindeki seyden dolayi da seriata göre sorumlu olunmaz" dedi. Ve dedigi gibi ertesi gün sehid oldu. Su halde Hizir'in öldürdügü eger çocuk ise bundaki hüküm, hakikat ile seriat arasinda bir uyumsuzluk noktasi meydana getirmez mi? Ve bu durumda Musa bu yoruma nasil kanaat etmis olur? Buna söylenebilecek cevap su iki tarzdan birisi olabilir:
1- Musa'nin yoruma itiraz etmemesinden açikça anlasilan sudur ki onun diye bir masum (suçsuz) zannettigi oglan, çocuk degil, ergin azgin bir kafir, öldürülmesi vacib bir genç imis. Bu ipucu karsisinda çocuktu sözü kabul edilemez.
2- Seriatin hakikati Allah'in emridir. Hizir da bunu kendiliginden degil, Allah'in emriyle yaptigini söylemis. Musa'nin itiraz etmemesine sebep de bu olmustur. Çünkü bu sekilde Hizir, özel durumlarda özel bir seriat ile emredilmis bir peygamber oldugunu anlatmis demektir. Bundan dolayi o çocuk hakkinda gerçeklestirdigi öldürme hükmü, genel kurala aykiri olmakla beraber, Hizir için özel vahye dayanan özel bir seriat olur. Bu ise seriat ile hakikat arasinda bir uyusmazliga degil, iki peygamberin seriatleri arasinda bir farka dayanir. Ve Musa'yi Hizir'dan ayiran en önemli nokta da bu farktir. Açiklanan üç olaydan, üçü de Hizir'in hem ilminin seklinde, hem de yaptigi isin seklinde baska bir özellik gösterdigi gibi, bilhassa çocuk olayi onun seriatinda da bir özellik göstermektedir:
Birincisi, ilim açisindan bakildigi zaman onun gemi, genç ve duvar hakkindaki ilminde oldugu gibi, esyanin görünmeyen seylerle ilgili olan Allah bilgi ve sirlarini, gelecekteki takdir edilmis seyleri, geçmisteki gizli hususlari, simdi gözönünde oldugu gibi hemen bildigi anlasiliyor. Onun için buna gayb ilmi, gizli ilim, özel manasi ile Ledünni (Allah'in bilgisi ve sirlari) ilmi demislerdir.
Ikincisi, fiil yönünden bakildigi zaman yaptigi seyler, halktan Hakk'a dogru giden isler degil, Hak'tan (Allah'tan) halka dogru olan fiillerdir. Bundan dolayi Musa gibi halki Hakk'a götürmeye emredilmis degil, Hak'tan halka olan mukadderatin (yazilmis olanlarin) yerine getirilmesine emredilmis demektir. Ve su halde oglani öldürmesi de, Allah'in emri ile ölen çocuklarin ruhlarini almaya vekil tayin olunmus olan Azrail'in görev ve sorumlulugu gibi olur.
Üçüncüsü, Islam seriatina uygun olmak, baska bir ifade ile güzellik ve çirkinlik açisindan bakildigi zaman Hizir'in yaptiklari, gözle görülmeyen gizli sebeplere dayandigi için görünürde çirkin ve hikmetsiz görünüyor. Sebeplerinin açiklanmasiyla gerçege uygun oldugu zaman ise, üçte ikisi genel kurala uygun ve biri genel kurala aykiri bir istihsan (güzel sayma) oldugu anlasilir. Musa onun ilmindeki özelligi, daha önce Allah'in ilmi ve sirrindan haber almis, ondan dogruyu bulmasina yardimci olacak ilmi ögrenmeye gelmisti. Gördügü örnek ise ona, amel ve seriat yönünden kendisinin memurluguna uymayan ve bununla beraber itiraz etmeye de hak vermeyen özellikler bulundugunu ögrenmis ve bunun üzerine aralarinda birbirinden ayrilma geregi gerçeklesmistir. Demek ki Musa, ilmini teblig ve ortaya koymaya emredilmis Ulü'l-azim bir peygamber oldugu halde Hizir, teblige degil, verilen emirleri hemen yerine getirmeye emredilmisti. Bundan dolayi Hizir'in bir peygamber degil, bir veli oldugunu söyleyenler olmustur. Fakat yalniz veli olsaydi oglani öldürmek için özel hükme sahip olamazdi. Bu sekilde kissa Hizir'in Musa'dan daha faziletli oldugunu gerektirmez. Ancak Musa'nin herseyi bilen (bir peygamber) olmadigini ve Allah ilminden Musa'ya verilmeyen seyler bulundugunu anlatmis olur. Bu da hem Hizir'in, hem Musa'nin Allah'in lutfuna nail olduklarini toplayan bir zü'l-cenaheyni (dünya ve ahirete ait bilgisi genis olan kimse) göz önüne getirmeyi telkin ile Hz. Muhammed'in makaminin en mükemmel bir makam oldugunu anlatmak için bir giris yapilmis demektir. Onun için bu kissadan Zülkarneyn'le ilgili soruya geçilerek buyuruluyor ki:
-
Cevap: 18-kehf:
Meal-i Serifi
83- Bir de sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatira okuyacagim.
83- Bir de sana Zülkarneyn'den soruyorlar veya sorarlar. Soranlar, bazi rivayetlere göre müsrikler, diger bazi rivayetlere göre kitab ehli idi. Sürenin inis sebebinde zikredilen rivayette yahudilerin telkini ile Kureys müsriklerinin soru sordugu (bas tarafta) geçmisti. Taberi'de Ukbe b. Amir'den rivayet olunduguna göre o demistir ki: "Bir gün Resulullah'a (s.a.v) hizmet ediyordum, huzurundan çiktim. Kitab ehlinden bir topluluk bana rastlayip: 'Biz Resulullah'a soru sormak istiyoruz. Izin iste' dediler. Ben de girdim, haber verdim Peygamber: 'Onlarin benimle ne isleri var? Ben Allah'in bildirdiginden baskasini bilmem' buyurdu. Sonra 'Bana su dök' dedi. Abdest aldi, namaz kildi. Namazi bitirince yüzündeki sevincini anladim. Sonra Peygamber: 'Onlari ve ashabimdan kimi görürsen içeri al' buyurdu. Bunun üzerine onlar içeri girdiler, Peygamberin huzurunda dikildiler. Peygamberimiz buyurdu ki: 'Isterseniz kitabinizda yazili buldugunuz seylerden sorunuz, ben size cevap vereyim ve isterseniz ben size bilgi vereyim'. Bunun üzerine onlar: 'Sen bilgi ver' dediler. Peygamber: 'Zülkarneyn'den ve kitabinizda buldugunuz seylerden soruyorsunuz?' buyurdu." Bir de Alüsi'nin belirttigine göre Ibnü Ebu Hatem'in Süddi'den rivayet ettigine göre Hz. Peygamber (s.a.v)e yahudiler demisler ki "Ey Muhammed! Sen ancak Ibrahim'i, Musa'yi, Isa'yi ve bazi peygamberleri anlatiyorsun. Çünkü onlarla ilgili haberleri bizden isittin. Simdi bakalim bize öyle bir peygamberden haber ver ki, Allah Teala onu Tevrat'ta ancak bir yerden baska zikretmemistir. O kimdir? demisler. "Zülkarneyn" buyurmus.
ZÜLKARNEYN, deyimi, zü'l-yedeyn (iki el sahibi) gibi bir lakabdir ki zü'l-cenaheyn (çifte kanatli) niteligine benzer. Kamus'ta ayrintilariyla anlatildigi üzere "karn" bir çok manalara gelir. Bunlardan bazilari; boynuz, asir, bir zamanda beraber yasamis olan topluluk manalarina geldigi gibi insanin tepesine ve özellikle basinin yanlarina, yani sakaklarina ki hayvanda boynuzunun yeridir ve erkeklerin perçemine, kadinlarin zülüflerine, günesin çemberinin kenarina ve bir toplumun basinda olan efendisine... denilir. Bundan dolayi Zülkarneyn lakabinin, isim olarak konmasinin sebebinde "karn" kelimesinin manalarindan her birine göre degisik düsünceler mümkün oldugundan birçok sözler söylenmistir. Bu sözlerin en meshuru Kur'an'in açiklamasindan da anlasilacagi üzere, yeryüzünün dogu ve batisina sahip, demek olmasidir ki, Türkçede cihangir diye ifade edilir. Hüseyin Vaiz tefsirinde anlatildigi üzere, görünen ve görünmeyene sahip manasi da Kur'an'in zevkine uygun yönlerdendir. Buna da Türkçede zülcenaheyn (hem dünya, hem ahirete ait) denilir. Tefsir bilginlerinin açiklamalarindan Zülkarneyn lakabi ile lakablandirilmis olan zatlarin bir degil, birçok kimse oldugu anlasiliyor. Kur'an'da anilana Büyük Zülkarneyn" deniliyor.
Vaktiyle Yemen'de Tebabia denilen Himyer hükümdarlarindan bazi büyük fatihler, bu cümleden olarak Mekke'nin yapiminda Hz. Ibrahim ile görüsüp ondan feyiz aldigi rivayet edilen, Sa'b ve Semerkand isminin adina nisbeti nakledilen Semmer Yer'as, Zülkarneyn olarak anilmis olduklari gibi, Afridun ve Iskender gibi Arap olmayan fatihlere de bu lakab verilmis ve bunlarin en son yasayani, Iskender olmasi dolayisiyla tarih bilginleri arasinda "Zülkarneyn" söhreti Iskender'in olmustur. Yahudilerin kitaplarinda, Zülkarneyn Rum'dan çikan bir genç idi ki, Misir'i ve Iskenderiye'yi kurdu ve söyle yükseldi, böyle yükseldi diye anilmis oldugu hakkinda bir rivayetinde görülmesinden dolayi, bu konuda tarihi tartismayi ortadan kaldirmak isteyen bazi tefsir bilginleri de Büyük Zülkarneyn'in Iskender oldugunu kabul etmek istemislerdir. Nitekim Alüsi de bu görüstedir.(3)
Allah'in birligine inanan bir hükümdar olan ve olaganüstü fetihleriyle dünyada özel bir tarih açmis bulunan Iskender'in, Zülkarneyn'lerden birisi oldugunu inkar etmeye yer yoksa da, Kur'an'da zikredilen büyük zatlarin peygamberlik makamina da sahip bulunduguna göre Iskenderin bu derece yükseltilmesi kabul edilebilir görülmemis ve Iskenderin bir set yaptigi bile tarih olarak belli olamamistir. Bir de Iskender, baska bir tarihte meshur oldugu ve bilindiginden dolayi, bunu Peygambere sormak, soru soranlarin maksadina uygun olmazdi. Hakkinda vahiyden baska bir sekilde bilgi alinmasi düsünülen bir soruyu peygamberligi imtihan etmek isteyen ve bunun için soru soran kimselerin maksatlarina nasil uygun düser? Onun için bu soru, eski tarihin karanliklarina kadar dalan bir konu olmasi gerekiyor.
Gerçi Iskender'den sonra da dogu ve batiya savas açmis, set yapmis fatihler yok degildir. Mesela Roma kayserlerinden (hükümdarlarindan) birinin, Ingiltere'de Kisra Nusirevan'in Kafkas daglarinda "Babü'l-Evvab", baska bir ifade ile "Demir kapi" denilen yerde birer set yapmis olduklarini tarihler gösteriyor. Fakat bu sorunun, dogu ve bati da pek çok fetih yaptiktan sonra Kuzey'de Askitler'e kadar varan ve ayni zamanda Akdenizden Sab denizine kadar bir set yaptigi rivayet olunan Misirli büyük Ramses gibi maddi ve manevi bir üne sahip olan daha eski ve daha yüksek bir cihangiri hedef edinmis olmasi rivayet ve dirayet açisindan daha uygundur. O halde bu Zülkarneyn kimdir?
Bazilari bunun Ibrahim (a.s) zamanina tesadüf eden Afridun b. Esfiyan b. Cemsid oldugunu söylemislerdir ki, Iran'in adalet önderlerinden olup, adalet ve güzel ahlaki ile meshurdu. Zülkarneyn'den önce Hizir bulunuyordu. Hizir, Afridun zamaninda peygamber olarak gönderilmis olup Hz Musa zamanina kadar kalmisti. Zülkarneyn, Ibrahim (a.s) zamanindaydi gibi ilk kitap ehlinden rivayet edilmis bazi sözler bununla ilgili görünür. Belhli Ebu Zeyd "Suver-i Ekalim" ismindeki kitabinda Afridun'un vahiy ile desteklenmis oldugunu söylemis ve tarihler onun büyük bir fatih oldugunu nakletmisler.
Ibnü Ishak, "Zükarneyn"in isminin, Merziban b. Merduye oldugunu söylemis, bazilari onun ismi Abdullah b. Dahhak'tir demis, bazilari da Mus'ab b. Abdullah b. Feynan b. Mansur b. Abdullah b. el-Ezr b. Avn b. Zeyd b. Kehlan b. Sebe b. Ya'rub b. Kahtan demisler. Ebu Reyhan Birüni "el-Asarü'l-Bakiye ani'l-Kurüni'l-Haliye" isimli eserinde "Zülkarneyn, Ebu Kerb Semiyy b. Ubeyd b. Efrikis el-Himyeridir. Bunun mülkü yer küresinin dogu ve batisina ulasmisti ve Himyerli sairin:
"Dedem zü'l-karneyn müslüman bir melikti.
Yeryüzünde yüceldi, zayif görüslü degildi .
Dogulara ve batilara ulasti .
Dogru yolu gösterecek bir hakimden padisahlik yollarini ariyordu." diye iftihar ettigi de odur deniliyor ki bu görüs dogruya en yakin görüstür. Çünkü Zülmenar, Zünüvas, Zünnün, Zuruayn, Züyezen, Züceden gibi zü'lar hep Yemen'dendir" demis. Durum böyle iken Afrika kitasini adina nisbetle tanimakta oldugumuz Afrikis, Zülmenar unvani ile Himyer hükümdarlarinin taninmislarindandir. Tanca'ya kadar ulastigi, Afrikiyye sehrini yaptigi, Berberileri Filistin, Misir ve sahilden Magribe (Cezayir'e) naklettigi tarihlerde zikrediliyor. Fakat bunun torunu oldugu söylenen "Ebu Kerb Semiyy veya Sems b. Umeyr" adinda birisi tarih itibariyle tesbit olunamamis ve bundan dolayi, Ebu Reyhan'in nakline itiraz edilip bunun, "Semmeryeras" kelimesinden degistirilmis olmasi ihtimali ileri sürülmüstür. Gerçekten bir rivayette, Semmer, Afrikis'in oglu olup Irak ve Çin'e dogru hareket ederek vardigi yerlerde kitabe (yazit)ler diktirdigi ve Semerkand kalesini söktügü ve hatta Semerkand "Semmer"in kopardigi, yani "Semmerkent" yahut "Semmer sehri" demek oldugu zikredilmis ve Huza'a sairi Dibil, Yemen hükümdarlari ile iftihar ederken buna isaret ederek sunu söylemistir:
Bazilari bu "Semmer"in basinda iki saç örgüsü oldugundan dolayi Zül-karneyn diye adlandirildigini nakletmis ise de en çok tercih edilen rivayette Semmer, Efrikis'in oglu degil, "Nasirunniam"in oglu oldugu gibi, Süleyman (a.s) zamanindaki Belkis'tan sonra olmasindan dolayi Kur'an'daki Zülkarneyn'in daha önce olmasi gerekecegi ileri sürülmüstür. Nitekim Ebu'l-Fida tarihinde der ki: "Zülkarneyn, Rayis'in oglu Sa'b'dir. Babasi Rayis ilk Tübba', Küçük Sebe'in oglu Sayfi'nin oglu Kays'in ogludur denilmisse de Lokman'in biraderi Züsü-ded'in oglu Haris Rayis'tir. Ibnü Said, Ibnü Abbas hazretlerine, Kur'an'da zikrolunan Zülkarneyn'den sordu Himyer'dendir dedi ki o, adi geçen Sa'b'dir diye nakletmistir. Su halde yüce kitapta zikredilen Zülkarneyn, Rum Iskender degil, adi geçen Sa'b b. er-Rayis'dir."
Kamus mütercimi Asim Efendi de Iskender kelimesinde bu görüsü destekleyerek daha bazi detayli bilgileri nakletmistir. Fakat bir taraftan Sa'b'in bir taraftan da Afridun'un Ibrahim (a.s) zamaninda olduklari hakkindaki rivayetleri birlestirmek de pek zor ve güç görünüyor. Gerçi Kur'an'in bir kaç yerinde geçmisteki parlakligi hatirlatilan Seba medeniyetinin, dünyada benzeri yaratilmamis oldugu hatirlatilan "Ireme zati'l-'imad" cennetinin sahipleri olan ve Semüd kavmini Yemen'den kovarak çikaran Himyer ve Tebabia devletinin, Seddad'a karsilik Lokman ve Zülkarneyn'e de ortaya çikis yeri olmasi en yakin ihtimaldir. Ve bunlardan birinin ve belki bir kaçinin Zülkarneyn olarak anilmis oldugu da anlasilmaz degildir. Bununla beraber tarihin bilinmeyen karanliklari içinde bunlarin incelenmesi zor oldugu gibi, Kur'an'da zikredilen Zülkarneyn'in bunlardan o ünvani almis birisi mi; yoksa Ibnü Ishak'in, Lafes'in çocuklarindandir dedigi gibi Arap milletinden baska bir milletten gelen, büyük fatihlerden birisi mi oldugunu kestirmek mümkün olamiyor. Onu için Ibnü Hisam'in "Siyer" kitabinin sarihi Süheyli'nin kabul ettigi sekliyle, bu konuda en saglam hükmü Hz. Ali'den rivayet olunan su fikrada buluyoruz: "Zülkarneyn, salih bir kuldu ki, Allah'i sevmis Allah da onu sevmisti". Gerçekten bunun ismi ve sahsiyeti ile belirlenmesine kalkismak Kur'an'in zevkine de uygun degildir. Çünkü soru, Zülkarneyn niteligi üzere sorulmus oldugu gibi, cevapta da ismin ve sahsiyetin belirtilmesine ilisilmeyip ancak o vasifla ilgili hususlari açiklayan kissayi hatirlatmakla buyuruluyor ki: de ki size ondan bir haber anlatacagim. Bir zikir, yani onu andiracak unutulmaz bir hatira, belleklerde tutulacak, dillere destan olacak bir ani, söyleki:
-
Cevap: 18-kehf:
Meal-i Serifi
84- Gerçekten biz onu (Zülkarneyn'i) yeryüzünde iktidar sahibi yaptik ve ona ulasmak istedigi her seyi elde etmesinin bir yolunu verdik.
85- Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.
86- Nihayet günesin battigi yere vardigi zaman, günesi, (sanki) kara bir balçikta batiyor buldu. Bir de bunun yaninda bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn! Onlari ya cezalandirirsin veya onlarin hakkinda iyi davranirsin."
87- O da demisti ki: "Kim haksizlik ederse muhakkak ona azab edecegiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu görülmemis bir azabla cezalandirir."
88- "Amma her kim de iman edip iyi bir is yaparsa, buna da en güzel mükafat vardir. Biz ona dünyada kolaylik gösterir zor islere kosmayiz."
89- Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
90- Nihayet günesin dogdugu yere varinca, onun kendilerini günesten koruyacak hiçbir siper yapmadigimiz bir kavmin üzerine dogdugunu görmüstü.
91- Iste Zülkarneyn'in kudret ve saltanati böyleydi. Ve biz onun yaninda olan her seyi bilgimizle kusatmistik.
92- Sonra yine bir yol tuttu.
93- Nihayet iki dag arasina ulastiginda onlarin önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmustu.
94- Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde fesat çikariyorlar. Onun için, bizimle onlar arasinda bir sed yapman sartiyla sana bir vergi versek olur mu?"
95- Dedi ki: "Rabbimin bana vermis oldugu servet ve saltanat, sizin vereceginiz seyden daha hayirlidir. Bana maddi yardimda bulunun da sizinle onlarin arasina en saglam seddi yapayim.
96- "Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dagin iki ucunu denklestirdigi vakit: "Ates yakip körükleyin" dedi. Demiri bir ates koru haline getirince. "Bana erimis bakir getirin üzerine dökeyim" dedi.
97- Artik Ye'cuc ve Me'cuc bu seti ne asabildiler ne de delebildiler.
98- Zülkarneyn dedi ki: "Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldigi vakit de onu dümdüz yapacaktir. Rabbimin vaadi de haktir.
84- Gerçekten biz ona yeryüzünde maddi manevi kuvvetleri, kudretleri hazirladik. Ve ulasmak istedigi her seyden ona bir sebep (vasita) verdik. Önemli seylerden takip ettigi maksadina ermek için açiktan ve gizliden ilim, kudret, aletler ve vasitalar gibi her türlü sebebi ihsan eyledik. Öyle ki neye yapissa ondan maksadina yol bulur, muvaffak olurdu. Yani sebepsiz, düzensiz hareket etmezdi. Fakat her neyi de tutsa o bir sebep olurdu. Çünkü sebep olmak, esyanin aslina ait degildir, Allah'in bir tahsisidir.
85- Bunun üzerine o da bir yolu takip etti. Bir yolla batiya dogru yürüdü .
86-88- Nihayet günesin battigi yere ulasti. Yerlesmis oldugu yerin gün bati tarafindan ta sonuna kadar vardi. Tefsir bilginlerinin de yaptiklari açiklamaya göre, Okyanus denilen Atlas Okyanusunun bati kenarina ulasti. Bu Okyanus denizinde "Halidat" ismi verilen adalarin bir zamanlar uzunluk (boylam) baslangici olarak kabul edildiklerini kaydediyorlar. Bununla birlikte biz bugün bu Halidat adalarinin ne oldugunu tayin edemiyoruz. Özetle uzak batiya vardigi vakit günesi (sanki) siyah bir çamura batiyor buldu. Veya "hamiye" kiraetine göre, kizgin bir pinar içinde batiyor buldu. Tefsir bilginleri buradaki ayni, su pinari; hamieyi balçikli; hamiye'yi de kizgin manasina tefsir etmislerdir ki, günesi balçikli veya kizgin bir pinar içinde batiyor buldu demek olur. Bu sekilde bu su pinarindan maksat, okyanus ve özellikle denizin ufuktaki batis noktasidir. Batiya varincaya kadar geçtigi memleketlerde birtakim saltanatlarin batisini görerek giden Zülkarneyn, uzak batida geçtigi yolda önüne çikan Okyanus kenarinda günesin batisini seyretmek için ufka baktigi zaman Allah mülkünün genisligi ve yüceligi içinde o koca okyanus etrafi gök ile çevrilmis bir kuyu havzasi gibi sinirli bir su kaynagi manzarasini aliyor. Fakat içilebilecek parlak ve duru bir kaynak gibi degil, kara balçikla bulanmis, dibi görünmez karanlik bir kuyu gibi görünüyor ve günes bunun ufkunda batarken zayiflamaya baslayan pariltisi, alli morlu yansimalariyla puslar içinde çalkalanarak karanlik bir bataga batiyor da, battigi nokta balçikli bir göz gibi bulanip kararirken ayni zamanda renk ve buhariyla kaynayan kizgin bir köz halinde bulunuyor. Demek Zülkarneyn'in vicdaninda günes batisinin biraktigi intiba bu olmustur ki, bu müsahedenin en ibret verici manasi, en son bir sinirda duracagi kesin olan dünya ululugunun sinirli oldugunu görmek ve geçici oldugunu anlamaktir.